ATTILAR
GIŞ BİREZ UZANDİ BENDE DİRENDİM,
EYMEGE ZAM GELMİŞ ÇOH SİNİRLENDİM
AÇ GARIN ESNEDİM ÇOH SİNEKLENDİM
BİR HAMURLUH UN YOH EVDEN ATTILAR
CİGARA İSTETDİ GALAĞAN SARDIH
ENFLASYON ÇOH YÜKSEK ATEŞSİZ YANDIH
UŞAH SÜT İSTEDİ EŞŞEGİ SAĞDIH
ABES GARŞİLENDİ KÖYDEN ATDİLER
NİYET ETTIH ŞEHERE GİDAH
ARABA BOZULDİ DEDIH YÜRİYAH
TRAFİK RASTLADİ BUNA NE DİYAH
KASGOMUZ YOĞUMUŞ YOLDAN ATTILAR
O GÜN ÇOH DOLAŞTIM ÇOHDA ACIHTIM
BEŞ GURUŞ PARAM YOH CEKETİ SATTIM
BİR PARKIN İÇİNDE UZANDIM YATTIM
DEMEK HORLAMIŞAM PARKTAN ATTILAR
OKULA GETTIH AZ ADAM OLAH
KRAVAT TAHTIH ÇOH RÜŞVET ALAH
HALILAR SERDIH BİR İŞE GİRAH
YALAĞAN DEDİ ORDAN ATTILAR
ASKERE GETTIHKİ TAM ADAM OLAH
KOMUTAN SAĞ DEDİ BEN ATTIM SOLAH
VURDULAR DÜMSÜĞİ PATLADİ GULAH
ADAM OLAMADIH ORDAN ATTILAR
DOLAŞACAH DİYAR GURBET GALMADİ
DOĞDUĞUMDAN BERİ ANAM AĞLADİ
KİME OY VERDİYSAH ÇARE BULMADİ
BUNİ DEDIM DİYE KÖYE ATTILAR
KİMİ FANTA İÇER KİMİDE KOLA
GARİBİM HALİNİ ACEP KİM BİLE
AĞZIM DABAH TUTTİ LOR YİYE YİYE
BUNİDE DEDIM DİYE KÖYDEN ATTILAR
DÜNYADA YER YOHDUR GÖÇDUH AHRETE
RABBİN KİM DEDDİLER GARİP NE BİLE
SENDEN YAR OLMAZ DEDİLERGÜZEL CENNETE
ZEBANİLER DUTTİ ORDAN ATTILAR
CEHENNEME GETTIH BİREZ İSSINAH
BUZLARIMIZ ERİDI BİREZ KESTİREH
ODUN KÖMÜR BELEŞTİR HEP BURDA GALAH
ONİDE DUYDİ ORDAN ATTILAR
CENNETE GETTIH BİREZ GEZİNAH
HER ŞEY BELEŞTİR ÇOH YİYAH İÇAH
DEMER ÇOH YİMİŞİH AZCIH GEGİRAH
ONİDE ÇOĞ GÖRDİ ORDAN ATTILAR
Dursun Kaya Hancı
ERZURUM’DA ÇAYHANE
Güzel yurt Erzurum’da, Erzincan çarşısında,
Şirin bir çayhanedir,dükkânlar karşısında.
Basamakla çıkılır çift kapudan geçilir,
Tertemiz bardaklarda taze çaylar içilir.
İlhan usta demlerse değişir zevki çayın,
Öyle bir tılsım var ki içileni saymayın.
Kahve sahibi bile günde kırk bardak içer,
Çayların sihri ile insan kendinden geçer.
Ne kadar lezzetli ki,doyum olmaz tadına,
Benzer şarkın can yakan, sıcacık kadınına.
Kimi kıtlama ister, kimi şekerli sever,
Teklif yoktur burada,herkes keyfince
ister.
Plâktan yükselirken memleketin havası,
Dilden dile dolaşır, zaferin hâtırası.
Tazelenir muttasıl çayların sıcak demi,
Diyarın garipleri düşünür gurbet eli.
H. Şinasi
DUMLU BABA
Buz gibi suyundan bir avuç içir
İçime ferahlık ver Dumlu Baba
Yüreğimde yanan ateşi geçir
Gönlümü dağlara ser Dumlu Baba
Çimenli çiçekli Dumlu'ya çıksam
Uzaktan şehrime özlemle baksam
Okşasam koklasam göğsüme taksam
Laleyi çiğdemi der Dumlu Baba
Sümbülündc parlar şebnem kırağı
Bulutlar içinde Akbaba dağı
Kargapazarı'ndan doğan şafağı
Gurbette ufkuma ger Dumlu Baba
Orda bir yar sevdim incecik belli
Kehribar bakışlı kardelen elli
Dağların sırrını çözmüşsün belli
Sevdanın sırrına er Dumlu Baba
Elimde buz tutan berrak soğuk su
Burnumda yarpuzla kekik kokusu
Kafamda gurbette ölmek korkusu
İçimde kalmadı fer Dumlu Baba
Yaşlandım bir daha yaylamı görsem
Dağlarda dolaşıp hasret gidersem
Gurbette yaşama veda edersem
İsterim kabrime yer Dumlu Baba
CAHİT SOLAKOĞLU
MÜFTÜ AMCAMA*
Beyaz temiz sakalınla
Güler yüzlü ak alınla
Ne görkemli insandın sen
Bir sevgiydi, bir huzurdu
İçimize doğan nurdu
Senden bize doğru esen
Bize iman inanç verdin
Hep güze şeyler söylerdin
Hak'tan yanaydı ne dersen
Şimdi kabrindeki çamlar
Şadırvandan akan sular
Göğe el açmış insanlar
Seni nasıl anar bilsen
CAHİT SOLAKOĞLU
* Mina 1991, Erzurum
AZİZİYE DESTANI
Bu yurdun her köşesi bir âbide taşıyor,
Her âbide iftihar unvanıyla yaşıyor.
Bunların ikisini vereyim misâl diye;
Batıda Çanakkale, doğuda Aziziye.
Çanakkale hakkında birçok destanlar yazdık,
Temelini milletçe bütün kalplere kazdık.
Bu millet unutur mu kendine has değeri,
Medar-ı iftiharı olan bu aziz yeri.
Büyük hatırasını her zaman ansın diye;
Neslimize bıraktık bir muazzam hediye.
Bugün bu kutsal yere dikilen şu âbide,
Namım iletecek ta ezelden ebede.
Ve ona bakanların gözleri yaşaracak,
Ceddinin yaptığım imanla başaracak.
Aziziye ismiyle milletçe övünelim,
Onu tanımak için o tarihe dönelim.
Sekiz kasım akşamı, sekiz yüz yetmiş yedi
Aziziye’de durum tamamen şöyle idi
Bir sükunet içinde şehir uykuya dalmış,
Bahri Bey tabyalarda iyi bir tedbir almış.
Bu sırada Moskoflar hileye başvurdular,
Alçakça ve korkakça bize tuzak kurdular.
Bilerek başlarına kopacak kıyameti,
Öncülere giydirip bütün Türk kıyafeti.
Gözlerine bir zafer hırsını aldırdılar,
Ve Türk tabyalarına kahpece saldırdılar...
Hacet kalmamış idi birbirini ikaza,
Kanlı bir cenk başladı artık boğaz boğaza.
Çok geçmeden Bahri Bey öğrendi hakikati,
Bir hamlede kavradı bu acı vaziyeti.
Bizzat süngü takarak ön safta harbe girdi,
O anık bir kumandan değil, yalnız bir erdi.
Topçu erleri o an bütün süngü taktılar,
Bahri Bey'in peşinden bir sel gibi aktılar.
Cümlesinin gözleri olmuştu alev alev,
Bir anda küçülmüştü o kahpe tavırlı dev...
Nitekim bu azınlık saatlerce dayandı,
Bu arada Bahri Bey ağırca yaralandı.
Fakat akibetini sezdirmedi erlere
Takattan düştü ama kendi düşmedi yere.
Bu cenk devam ederken şafak da söküyordu
Birinci tabya da neredeyse çöküyordu.
Top sesleri gelince bir ara kulağına,
Muhtar Paşa uyandı, o koştu Topdağı'na.
Oradan dürbünüyle vaziyeti kavradı,
Elinde kuvvet azdı, buna çare aradı.
Derhal şehre inerek yardım istedi halktan,
Bir emir Erzurum'a sanki gelmişti Hak'tan...
Tereddüt etmeden geldi ferman yerine
Cenk havası okundu o gün ezan yerine.
Davul zurna sesini duyan dadaşlar coştu,
Bu mutlu vazifeye can u gönülden koştu.
Askerin ayağına bağlanırken dolaklar,
Sarıldı ahalinin bellerine kuşaklar.
Hilekar düşmanından almak için büyük öç,
Aziziye'ye doğru bir şehir edecek göç.
O şehir ki şehitler kanıyla yoğrulan yer,
Vatan müdafaasının bir sembolü olan yer.
O şehir ki Moskof’a tanıtmıştır adını,
Seferber olduğu an erkeği ve kadını.
Kaptan Mehmet Paşanın emrinde iki tabur,
Karskapı'dan çıkarken tarih duymuştu gurur.
Nasıl gurur duymaz ki bu dünya kurulalı,
İlk defa görmekteydi çünkü böyle ahvali.
Bir karma ordu idi arkadan gelen kuvvet,
Tarih bu manzaraya hayran olmuştur, evet.
Neneler ve Fatmalar, Gülsümler, Gülüzarlar
Hem de Muhtar Paşayla ön safta yürüyorlar.
Dadaşlar şevk içinde, kalplerinde yok korku,
Cenge böyle gidilmez, bir düğün alayı bu.
Hiç bir millet düşmandan almak için intikam,
Mert göğsünü yapmadı çelikten bir istihkam.
Hiçbir millet bu yüksek payeye ermemiştir,
Hiçbir millet yurt için böyle can vermemiştir.
Allah’ım, bu ne iman, bu ne muhteşem durum,
Ayaklanmış yürüyor Tabyalara Erzurum.
Yürüyor haksızlığın hakkını vermek için,
Yürüyor düşmanını yerlere sermek için
Öyle bir ordu ki, kadın erkek, gelin kız,
Akıyor bir sel gibi, imanından almış hız.
Hangi millet böyle bir ordu kurabilir?
Hangi kuvvet bu selin önünde durabilir?
Omuz omuza gelmiş paşa, asker, ahali,
Dünyada görülmedi bu ordunun emsali.
Öyle bir birlik ki bu ihtiyacı yok başa,
Allah Allah sesleri yükseliyor ta arşa.
Çok geçmeden cenk olan sahaya varılmıştı
Moskof sürülerinin safları yarılmıştı.
Düşmanı şaşırtmıştı bu muazzam manzara,
İlk darbede almıştı can evinden bir yara...
Nasıl şaşırmasın ki bu mukaddes serhaddin,
Müdafaası uğruna koşmuş cepheye kadın.
O kadın ki vatanı ve namusu yoluna,
Baltasını sallıyor güvenerek koluna.
O kadın ki görmüyor düşmanın kılıcını,
Satırıyla alıyor kardaşının hıncını.
O kadın ki bakmadan soluna ve sağına,
Tırnaklarım salmış bir düşman gırtlağına.
Tazelenmiş yetmişlik dedenin cenk hevesi,
Elinde paslı pala, dilinde Allah sesi.
Vuruyor mukaddes din ve Muhammed aşkına,
Vuruyor dinlenmeden vatan, millet aşkına.
Naralar atmaktalar coşmuş cesur Dadaşlar,
Bu arslan seslerinden inliyor dağlar taşlar...
Artık güneş batarken bir güneş doğuyordu,
Neticede haklılar haksızı kovuyordu,
Bu destanı yazarken gözlerim yaşarıyor,
Çünkü bir vatan aşkı, ne işler başarıyor!..
Kitaplar yazsam bitmez Aziziye destanı,
Ey o soyun evladı, bu adı iyi tanı.
Senin de damarında o ecdadın kanı var,
Ve içinde o günün aynı heyecanı var.
Aziziye bizlere bir vatan bağışladı.
Türk şanını tarihe, yaldızla nakışladı.
O şehir ki Moskof’a tanıtmıştır adını,
Seferber olduğu an erkeği ve kadını.
Kaptan Mehmet Paşanın emrinde iki tabur,
Karskapı'dan çıkarken tarih duymuştu gurur.
Nasıl gurur duymaz ki bu dünya kurulalı,
İlk defa görmekteydi çünkü böyle ahvali.
Bir karma ordu idi arkadan gelen kuvvet,
Tarih bu manzaraya hayran olmuştur, evet.
Neneler ve Fatmalar, Gülsümler, Gülüzarlar
Hem de Muhtar Paşayla ön safta yürüyorlar.
Dadaşlar şevk içinde, kalplerinde yok korku,
Cenge böyle gidilmez, bir düğün alayı bu.
Hiç bir millet düşmandan almak için intikam,
Mert göğsünü yapmadı çelikten bir istihkam.
Hiçbir millet bu yüksek payeye ermemiştir,
Hiçbir millet yurt için böyle can vermemiştir.
Allah’ım, bu ne iman, bu ne muhteşem durum,
Ayaklanmış yürüyor Tabyalara Erzurum.
Yürüyor haksızlığın hakkını vermek için,
Yürüyor düşmanını yerlere sermek için
Öyle bir ordu ki, kadın erkek, gelin kız,
Akıyor bir sel gibi, imanından almış hız.
Hangi millet böyle bir ordu kurabilir?
Hangi kuvvet bu selin önünde durabilir?
Omuz omuza gelmiş paşa, asker, ahali,
Dünyada görülmedi bu ordunun emsali.
Öyle bir birlik ki bu ihtiyacı yok başa,
Allah Allah sesleri yükseliyor ta arşa.
Çok geçmeden cenk olan sahaya varılmıştı
Moskof sürülerinin safları yarılmıştı.
Düşmanı şaşırtmıştı bu muazzam manzara,
İlk darbede almıştı can evinden bir yara...
Nasıl şaşırmasın ki bu mukaddes serhaddin,
Müdafaası uğruna koşmuş cepheye kadın.
O kadın ki vatanı ve namusu yoluna,
Baltasını sallıyor güvenerek koluna.
O kadın ki görmüyor düşmanın kılıcını,
Satırıyla alıyor kardaşının hıncını.
O kadın ki bakmadan soluna ve sağına,
Tırnaklarım salmış bir düşman gırtlağına.
Tazelenmiş yetmişlik dedenin cenk hevesi,
Elinde paslı pala, dilinde Allah sesi.
Vuruyor mukaddes din ve Muhammed aşkına,
Vuruyor dinlenmeden vatan, millet aşkına.
Naralar atmaktalar coşmuş cesur Dadaşlar,
Bu arslan seslerinden inliyor dağlar taşlar...
Artık güneş batarken bir güneş doğuyordu,
Neticede haklılar haksızı kovuyordu,
Bu destanı yazarken gözlerim yaşarıyor,
Çünkü bir vatan aşkı, ne işler başarıyor!..
Kitaplar yazsam bitmez Aziziye destanı,
Ey o soyun evladı, bu adı iyi tanı.
Senin de damarında o ecdadın kanı var,
Ve içinde o günün aynı heyecanı var.
Aziziye bizlere bir vatan bağışladı.
Türk şanını tarihe, yaldızla nakışladı.
SALİM ÖZMEN
Kaynak:http://www.ceyhanecza.com.tr
65 Askerin Acıklı Destanı *
Erzurum dağları büründü kara
Felek yaktı bizi bir kızıl nâra
Anayı, babayı düşürdü zâra
Kader böyleymiş anam ne çare
Dağlara gerildi feleğin ağı
Askerin hasreti ana kucağı
Mezar oldu bize asker ocağı
Kader böyleymiş anam ne çare
Mektuplar yazın bütün dosta, eşe
Kara haber verin bacı, kardeşe
Altmışbeş arkadaş yandık ateşe
Kader böyleymiş kardeş ne çare
Feleğin oku işledi derine
Künyemizi verin mektup yerine
Herkes ağlasın kendi askerine
Kader böyleymiş kardeş ne çare
Korkmaz ölümden, Mehmetçiktir adım
Kendimi vatana kurban adadım
Köyüm uzakta, duyulmaz feryadım
Kader böyleymiş dostlar ne çare
Bir infilak oldu, asker uyandı
Koğuşun içi kızıla boyandı
Acı feryadımız arşa dayandı
Kader böyleymiş dostlar ne çare
Erzurum'un kışı gelir zamansız
Kapıyı bacayı bastırır ansız
Alevler içinde kaldık amansız
Kader böyleymiş kardeş ne çare
Sabahsız geçer korkulu anlar
Ateş çemberinde çırpındı canlar
Eridi kemikler, kurudu kanlar
Kader böyleymiş kardeş ne çare
Ateşler içinde acıdır ölüm
Döküldü etlerim hep dilim dilim
Ne gözlerim kaldı, ne mendilim
Kader böyleymiş anam ne çare
Ateşler içinde koştuk sağa sola
Yan yana döndük kuru toprağa
Vatan için girdik kara toprağa
Kader böyleymiş anam ne çare
Askerlik çağı sorulmaz yaşımız
Vatan hizmetinde yandı başımız
Erzurum dağları mezar taşımız
Kader böyleymiş kardeş ne çare
Ateş yarasıdır ölümü acı
Elleme doktor bulunmaz ilacı
Teskere yazın olmadı sılacı
Kader böyleymiş doktor ne çare
Kızıl alev söndü sabaha yakın
Erimiş kemikler, analar bakın
Şehit anaları ağlaman sakın
Kader böyleymiş anam ne çare
Vatan borcudur çıkarız talime
Asker olan her an hazır ölüme
Ölüm haberimi verin Ali'me
Kader böyleymiş Ali'm ne çare
Sılada yavrular görmedi gözüm
Kurban oldum vatana Türk'tür özüm
Ardımda ağlamasın oğlum, kızım
Kader böyleymiş yavrum ne çare
Ateş yarasını doktor saramaz
Oğlum küçüktür, kızım pek yaramaz
Selamım kesildi beni aramaz
Kader böyleymiş kızım ne çare
Kışlalar doldu Mehmetçik yuvası
Bandolar çalıyor matem havası
Kumandanlar ağlar, asker babası
Kader böyleymiş kumandanım ne çare
Erzurum suları akıp çağlasın
Yavrular resmime bakıp ağlasın
Analar, bacılar bakıp ağlasın
Kader böyleymiş bacım ne çare
Geçmez anam yaramızın sızısı
Yaramın dermanı asker kuzusu
Bas bağrına, budur alınyazısı
Kader böyleymiş anam ne çare
Âşık Mehmedim, aşığım yurduma
Çağıran olsa da bakmam ardıma
Kimse derman olmaz benim derdime
Kader böyleymiş dostlar ne çare
* Âşık Mehmed tarafından yazılan bu
şiir,
Erzurum Dumlu beldesinin Yeşildere (eski
adı, Giregörsek) köyünde,
bir yangında yanan 65 askerimiz için
yazılmıştır.
Deyiş
Ben gülü deste bağlarım
Desteyi dosta bağlarım
Hâşiizâde Hacı Ali (Erzurumlu Hacı Haşıl)
Efendi
VEHBİ EFE'NİN
ARDINDAN*
Taziyeler yazın
Dâru'l-amane
Gönül ikliminin
sultanı gitti
Okusun daima ehl-imane
Hidayet rahının
burhanı gitti
Bâd-ı hicret
esti, bozuldu bağlar
Bütün ehl-i iman
buna ağlar
Karaları giydi
laleli dağlar
Derya-yı
himmetin ummanı gitti
Gitti o yâr ile
muhabbet demi
Bağlandı dilleri
hasretin gamı
Kesilmez
gözlerden firkatin nemi
Saadet bağının
serbanı gitti
Hakkı isharıldı
gönülden varı
Sevda-i sivadan
kılmıştı arı
Kimseye kılmazdı
âh ile zârı
Kisver-i selamet
hakanı gitti
Bin üçyüz senesi
hem altmışüç'te
Makam-ı efsemce kabri burcunda
Ümmete yardımcı
Hak huzurunda
Şefaat bağının
bağbanı gitti
İsmi Mahmud idi
mahlası Vehbi
Ateşe yandırdı
Şark ile Garbi
Yadigârı kaldı
Seyyit'le Hasbi
Dillerin ebedî
irfanı gitti
Üryani
* Adımlar, 1970
Mahmud Vehbi
Efe'den Seçmeler
" Köpek sen
benden alasın ki
Kürkün eskimek
bilmez
Tabiat ehlidir,
ehlin
Pilavın mercimek
bilmez"
"Gönül âh eyleme
seni sende bul
Her dem
ağlayanlar yola gelmiştir
Ecel şerbetini
içersin bir gün
Doğmadan ölümün
bile gelmiştir
Mansur'u Yâr
için çektiler dâra
Bulmadı Nesimi
bu derde çare
Ferhad Şirin
için düştü pek zâre
Gözyaşı kan gibi
sele gelmiştir
N'ola bize
gelsin muhbir-i sâdık
İhlaslı, huluslu
güzel bir âşık
Hayatı Vehbi'nin
ciğeri yanık
Şeydâ bülbül
gibi zâra gelmiştir"
Gurbet
Eli
Bir gün gelirsem, bu gurbet elinden,
O ulu dağlarına, varacağım.
Çile erlerinin, geçtiği yerden,
Gül dalından, bir demet alacağım.
Çıkıp çimenli, karlı yerlerine,
Tefekkür alemine dalacağım.
Dokunacağım kalbin bam teline,
Her çiçekten, bir ibret alacağım.
Koynuna aldığın, cihangirlerin.
Kanayan yarasını saracağım.
Aşk aleminde ona erenlerin,
Ocağından bir filiz alacağım.
Dağlar eteğinde serin bir dere,
Çağlayanın sesine ereceğim.
Gelen gidecektir, geldiği yere,
Nur ordusundan haber alacağım.
Narmanlı/Cevri
Yılmaz
GÖTÜRMÜŞ
Karşısına geçip baktım aynaya
Yıllar benden neler almış götürmüş
Boşuna inandık kandık dünyaya
Yıllar benden neler almış götürmüş
Ne tansiyon vardı ne romatizma
Elime alınca korkardı kazma
Şimdi sözüm geçmez oldu kızıma
Yıllar benden neler almış götürmüş
Tarak işlemezdi benim saçıma
Şimdi sanki karlar yağmış başıma
Ekmek bile sert geliyor dişime
Yıllar benden neler almış götürmüş
Bu yandan öteye mutlaka göç var
Ne gözde fer kaldı ne dizde güç var
Arkaya baktım da koça bir hiç var
Yıllar benden neler almış götürmüş
Gel de gör halimi bak ne hal oldu
Tansiyon yükseldi tavana vurdu
Siyah saçlar gizli, gizli kayboldu
Yıllar benden neler almış götürmüş
Dur da sen Fikret'i bir dinle dostum
Of bile demezdim delinse postum
Oğlum öfkelendi korkumdan sustum
Yıllar benden neler almış götürmüş.
Narmanlı/FİKRET
CENGİZ
http://www.narman.com/basindanarman_dosyalar/siirnuri1.htm
Erzurum Gelini
Erzurum dedikleri dümdüz bir ova.
Karlar beyaz kuş olmuş,dağları yuva
Anam,adın dilimde sessiz bir dua.
İncinirsin, elinden tutamıyorum.
Bu odalar bir tek senin mi kaderin?
Yüreğine dert olmuş bütün kederin.
Ne kadardı bu yaran,ne kadar derin?
Paramparça oluyor, bakamıyorum.
Kolların çürümüş, iğneler tutmuyor.
Uykun var anam, doktorlar uyutmuyor.
İlaçlar boş, ateşini soğutmuyor.
O hallerini,aklımdan atamıyorum.
Yanağımda duracak hep, o son busen.
Kefeninmiş anam çiçekli elbisen.
Tutamıyorlar beni şimdi bir bilsen.
Gidiyorsun, yoluna duramıyorum.
Dağlar sarmış Erzurum’un her yanını
Gelin ettik seni salını salını
Erzurum da anam bıraktın canını.
Görme anam halimi, kanamıyorum.
muharrem akkaya
Güzel
Ey, hiçbir
lügate sığmayan berzah gülü!
Ey,ateş'e şiirler yazan yorgun pervane,
Ey,eşine bir dahi rastlayamayacağım kusursuz
güzellik!
Elif. elif-i maksure!
Devrenin gölgesinde yolumu gözleyen güzel.
Beni ağlatan,zâr'a bağlayan güzel.
Gül kokusunu salmada,akşam iniyor olmalı
Sefâ'lar açmaya başladı.
Vuslatımıza az zaman kaldı, sabret!
muharrem akkaya
O YERDENİM
Basmalarda Urus Topu oynardık
Yazda Ekrek'in Çayında çimerdik
Dikmetaş, Mehenk çayırın biçerdik
Tuplarında mısır pişen yerdenim.
Üç aylığına yaylaya göçeriz
Sütlü,Garodan soğuk su içeriz
Dağlarından mantarlarını toplarız
Buram buram çiçek kokan yerdenim.
Kahve önlerinde şakalaşırdık
Muhtar Suat, Dursun Deligözle gülerdik
Mutlulukları birlikte paylaşırdık
Birbirine destek olan yerdenim.
Yoksulluğuna pek isyan etmeyen
Bulduğu ekmek peynire şükreden
Gücünü çilekeş hayattan alan
Kaybettiğine ağlamayan yerdenim.
Türklüğü, Mukaddestir İslam dini
Vatanı,Bayrağı yüce değeri
Hiçbir şeyle değiştirmeyeceği
Göğsü imanla dolu bir yerdenim.
Yıllarca borç bildim hizmet etmeyi
Narman,Lisende hoşgörü, sevgiyi
Birinci yapmak için gündüz-geceyi
Birbirine katan insanlardanım.
Adım Nurettin soyadımsa ESER
Karı,soğuğu insanı buz keser
Dostluğu, arkadaşlığı çok sever
Bize dörtlükler yazdıran yerdenim.
NARMANLI/ Nurettin ESER
NARMAN DİYARI
Aşıklar diyarı Narman candır
Aşık Sümmani derda devadır
Ozanlara harman olmuş meydandır
Gönülden bir selam vermek isterim.
Can gözüyle destan yazıp okumuş
Nakış nakış sevgi dokumuş
Bülbül olup güller için söylemiş
Gül olup dalında durmak isterim.
Aşık sümmani sazını halkı için çalardı
Nice dadaşı kendisine bağlardı
Memleketine hasret kalanlar
Dinleyince deryaya dalardı.
Yazıcı’dan selamlar olsun
Kalbiniz dostluk nuru ile dolsun
Arada dağlar var çok uzak yolsun
Dostlar diyarına varmak isterim.
NARMANLI/HÜLYA
YAZICI
Bu Dağda
Bir büyük destanın acı meltemi,
Her sabah her akşam eser bu dağda.
Dün gibi tazedir derin matemi,
Şuur durur,mantık susar bu dağda.
Bilirim sizindir yüksek makamlar.
Şüphe yok diridir,ölmez bu canlar.
Şehit yarasından akan al kanlar,
Yıllar oldu hâlâ,sızar bu dağda.
Kar içinde gece atıldı pusu.
Temmuzda üşürüm, geçse mevzusu
Kapanır mı kahramanın mevzisi?
Bir ordu hücuma hazır bu dağda.
Yatan şehitler var evliyalar var.
Onlarla yüceldin ALLAHUEKBER
Devriye misali yüzbinlerce er.
Bir uçtan bir uca,gezer bu dağda
Gece gidem dedi,bu dağdan aşam
Gayret edip düşmana tez ulaşam.
Ah!..ah!..Bilmez misin Ey Enver Paşam?
Kış ile yapılmaz Pazar bu dağda.
Mısralar yetmiyor etmeye methin .
Düşmanlara korku salar heybetin
Bir kale misali her bir Mehmet’in
Ay yıldız uğruna mezar bu dağda.
Dört mevsimde boranın var karın var
Türk’ün tarihinde mühim yerin var.
Künyesiz bağrında nice erin var
Yaratan ismini yazar bu dağda.
Vatanın sahibi bu yüce erler.
Ebedi bizleri, unutma derler.
Ali der kalp gözü kapalı körler
Eminim gerçeği sezer bu dağda.
Ali İhsan Gürbüz
http://www.erzurumlu.net/siir/sair.asp?sair=89
Şenkayalı olan şair, küçük yaştan itibaren
şiir yazmaya babasıyla beraber başlamıştır.
Kendisi Halk Eğitim Müdür yardımcılığı ve
Şenkaya Öğretmen evi müdürlüğü yapmaktadır.
Çevresince vatanına olan sevgisi ve ince
zekasıyla da tanınır.)
DADAŞIM AĞAM
Ben Dadaşım ağam!
kardeşlik dostluk bende,
Kalleşlik nedir bilmem, Cephede nöbet tutar,
Aşınmaz dağ, geçilmez umman olur sınır
beklerim.
Ben Dadaşım ağam!
Yiğitlik, mertlik bende, başka Ülkü tanımam
Severim Erzurumun taşını, toprağını
Nenehatun anamdır öperim ellerini.
Ben Dadaşım ağam!
Sevgi, merhamet bende, esaretten hoşlanmam
Palandökenden nara atarım, Allahuekber ses
verir
Aras'dan su içer, Çoruh'ta yüzerim.
Ben Dadaşım ağam!
Güzellik iyilik bende, namertleri sevemem.
Alışığım davul zurna sesine, bar oynar, cirit
atarım.
Dostuma kurban olup, düşmana aslan kesilir,
Erzurumu beklerim DADAŞ'ım ağam.
Cevdet SEZGİN
YEMEK DESTANI
Her nereye varsam kırklar ocağı,
Üçlerde, beşlerde kaynar mutfağı,
Horosan döşeli şahin konağı,
Bizde bu tekkeyi bir han eyledik.
Bismillah okudum ince tağama,
Yağ, bal, kuru kaymak durdu selama
Baklava, börek kuzuca helva
Döküp şu meydana harman eyledik.
Paça, tirit bir araya cem oldu,
Mercimek, kalacuş, hoşafla geldi
Şu ispir lobiya ne şöhret oldu,
Pilava aşkını bürhan eyledik.
Kabak binnaz ile geldi meclise,
Gönlümün burcunu kırdı herise,
Sene bir kere bulduk harisi,
Üç gün bir dolapta mehman eyledik.
Kara pınar, soframızda tarhana
Çapar çekti önümüze barhana,
İmansız brani, dinsiz lahana,
Elaman elinden nardan eyledik.
Pirinç de nazından çekti nareyi,
Dedi kamaştırırım köşkü, sarayı,
Koca bulgur dolaştırdı dünyayı,
Bin beşyüz kuzuyu büryan eyledik.
Erişte derki sıra benimdir,
Saçlarda kavrulan benim serimdir,
Kavut haşlaması, " Mevla Kerimdir",
Nice yoksullara derman eyledik.
Yumurta da derki, önümden savuş,
Her vakit mecliste benim baş çavuş,
Kizirin muhtarı, ol da tez kavuş,
Bu meydanı sana merdan eyledik.
Deli kaymak coştu, coştu boşandı,
Altı ziynetlendi, yere döşendi,
Tel helvası kılıç kalkan kuşandı,
Kurutlu haşılı kalkan eyledik.
Yemek tamam oldu, adın, sorma!
Nöbeti bekliyor soruğu burma,
Darçın, karanfilli, beyazlı dolma,
Döktük bu meydana, harman eyledik.
Cevriye KAYA
KÖY GÜZELLEMELERİ
Kekikli yamaçların türküsü başka olur
Gediğinde salınır Madur'un dolunaylar
Aşık olursa insan burada başka olur
İçinize dökülür nice köpüklü çaylar
Şu Hendek'e gidip de içmeyenler ne bilir
Gramah'ın suyunun o emsalsiz tadını
Cenker, köylerin hası, rüyaya girebilir
Anmamak mümkün müdür tarihteki adını
Yeşilyurt, ah Yeşilyurt yeşilin en güzeli
Vatani hikayesi yayılmış dilden dile
Kızılcığı ve dutu şu Karab da yemeli
Doldurmalı ardından dolu dolu bir file
Bahçelide bahçeler bahçe bahçe üstüne
Akar aralarında Başköy'ün şirin çayı
Bur da nice türküler sevdaların üstüne
Gül atar sevgiliye aşkın dikenden yayı
Başköy köylerin başı, Hacıdamar'dır yaylası
Şu Yedi Göller'inde keklikler kanat çırpar
Hele bir kez doldurun sulu Cinudor'dan tası
Yüreğiniz, suların yüreği gibi çarpar
Suların nikahını şu Aksuda kıymışlar
Yazmışlar dört bir yana ipek hanın şanını
Öbek öbek gölleri dağlarına yaymışlar
O tulumlu barları yakar insan kanını
Taşların ihtişamı şu Sırakonaklar da
Ne gizemli eylemiş bu şirin köyümüzü
Periler fısıldaşır o sessiz sokaklarda
Turizm de güldürün herzaman yüzümüzü
İspav Vakfı Başkanı Yaşar YILMAZ
PINAR
Ak pınar, suya hasretler üstüne
Salınıp yanından, güzeller geçsin
Sevenler sevilenler üstüne
Keremler, Mecnunlar, Leylalar geçsin.
Yazları, kışları peş peşe ekle
Ayları yılları bıkmadan bekle
Seven gönülleri, tartıver denkle,
Çocukluk yıllarım önümden geçsin.
Çatlamış dudaklar, suya hasrettir,
Tutuşmuş yürekler, suya hasrettir,
Beklenilen yıllar, sana hasrettir,
Bu yanık bağrıma akıver geçsin.
Her zerren, bir hayat cana getirir,
Gözler nemlendirir, hayat geçirir
Islak damlaların tutuver bir bir,
Yanan şu kalbime serpiver geçsin.
Aktığın yerlerin, gülleri açar,
Sensiz bu hayatın; bil tadı kaçar,
Bırakma ne olur, dünyada naçar,
Gönlümü gönlüme takıver geçsin.
Seven gönüller yanıktır, yanık,
Seni bir yargıç say, beni de sanık
İnan sevdiğime Allah'tır tanık
Kolların boynuma, atıver geçsin.
İspir eski Milli Eğitim Müdürü İbrahim SALDUZ
CANIMI VERİR DE
VERMEM İSPİR'İ
Düşmanlar saldırdı her iki yandan
Canımı verir de, vermem İspir'i
Gücümü alırım o asil kandan,
Canımı verir de, vermem İspir'i.
Mustafa çavuş'la İnayet Osman,
Başkapan Müftü'de bulunur plan,
Bütün sırlar çözülmüş o zaman,
Canımı verir de, vermem İspir'i
Kadını erkeyi savaşa hazır,
Bu Türk'tür, düşmanı kazır,
Bir kalemiz vardır Çoruh'a nazır,
Canımı verir de, vermem İspir'i
İspir'li düşmanı Çoruh'a döktü,
Oturdu diz üstü bir tekbir çekti,
Sonunda bayrağı kaleye dikti,
Canımı verir de, vermem İspir'i
Şubat 25'de Kurtuluş günü,
Canımı verir de, vermem İspir'i
Ben firari ilan ederim bunu,
Canımı verir de, vermem İspir'i
Aşık FİRARİ
NOSTALJİ
Bugün hallerini bilmek istedim,
Hayalleri senle kurmak istedim,
Dayanamadım hasretine,Sormak istedim.
Oralarda hava nasıl mi canım?
Seni sevdikçe doymak istedim,
Hatıranı şimdi tatmak istedim,
Özledim sesini duymak istedim,
Sonbaharda duygular hazin mi canım?
Anılara dalıp kalmak istedim,
Resimlerin alıp bakmak istedim,
Siyah-beyazları asmak istedim,
Yağmur pencerene vuruyor mu canım?
Yazdığım şiirleri yırtmak istedim,
Sevdalı türküleri yakmak istedim,
Okuma, dinleme, üzülme istedim,
Seninde gözlerin ıslak mı canım?
Hüsnü Temel SALDUZ
(İspir Ziya Paşa İlköğretim Okulu Türkçe Öğrt.
)
İSPİRİM
Ovasıyla, yaylasıyla, dağıyla
Şarıl şarıl akan tatlı sularıyla
Bostenıyla, bahçesiyle, bağıyla
Şirinmi şirinsin güzel İspir'im.
Bahar olur binlerce çiçek açar,
Çevresine nice güzel kokular saçar,
Yaylalarında meler koyun, kuzuları,
Ormanıyla, dağıyla güzel İspir'im.
Yedi göller vadisi, Yüksek Kaçkar dağları,
Her zirveden ses gelir, ötüşür keklikleri,
Aksu mahallesinin alabalığı çoktur,
Misafirperverdir güzel İspir'im.
Yüzonsekiz köyüyle bayramlaşır her an,
Yüksekçe kalesiyle seyranlaşır alan,
Güzeldir camileri, bize yadigar kalan,
Yakınından geçiyor Çoruh güzel İspir'im.
Anlatmakla bitmiyor, gezipde görmek gerek,
Çoruh vadisinde Raftingler etmek gerek,
Meşhur arı balının tadını bilmek gerek,
Özlemin baldan tatlı güzel İspir'im..
Muammer POLAT
http://www.ispirim.net/siirler.asp
Ağlasın
Bu fani Dünya’nın cefasını değil,
Sefasını sürüp de gülen ağlasın.
Bir kırık çöreğe ah çeken değil,
Türlü tevir(1) yiyip içen ağlasın.
İnsan olan elbet çekecek çile,
Ayık etmiş Mevla’m bülbülü güle,
Çıkıp doğru yoldan sapınca çöle,
Bayaban(2) eline düşen ağlasın.
Yalnızca sen değil, çok kimse hasta,
Ne malına güven ne de bir dosta,
Üzülmesin muhtaç olan bir posta,
Lahur şal(3), ibrişim saran ağlasın
İnsanlık yolundan yürü hey Erdem,
Vuslatı Mevla’dır(4) çare bu derden,
Evlad u ıyalim(5) tutmasın matem,
Kâfi seni seven yaran ağlasın.
(1) Çeşit çeşit, değişik değişik.
(2) Gayri resmi otorite.
(3)Pakistan’ın Lahor şehrinde yapılan kumaş.
(4)Mevla’yı sevenlerin O’na kavuşması.
(5)Karısı ve çocukları
Aşık İhsan Erdem,
(Pasinler
‘in Yukarı Söğütlü köyünde
yaşamış bir halk şairi (Ölümü 1998))
KÖYÜM OY
Gurbet elde akşam olur ağlarım,
Coşar ,taşar nehir olur çağlarım,
Nerede kaldı mor sümbüllü bağlarım,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
Hiç aklımdan çıkmaz yaylanın yolu,
Kurumuş çiçeği,solmuştur gülü,
Ne olacak bilmem, köyümün hali,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
Her taraf dikenli, sineme batar,
Nice yiğitlerin kabrinde yatar,
Hasretin sineme bir hançer atar,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
İyi hatıralar geçmişte oldu,
Verintap, Karataş çok uzak kaldı,
Mevsim kurak geçti güllerin soldu,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
En derin yarayı bana sen verdin,
Çok sevdiğim canımı, elimden aldın,
Gönlümü kavurdun ömrümü çaldın,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
Yaylanda gezer, seyran ederdim,
Seni gördüğüm gün bayram ederdim,
Özellikle senin suyun özledim ,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
Ayrıldın ya sanki, ömrüm azaldı,
Hazan oldu dağlar bağım bozuldu ,
Genç yiğitler öldü destan yazıldı,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
Özlemişim senin temiz havanı,
Kireç kokan taş duvarlı odanı,
Tezeklerle ısıtan sıcak sobanı,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
Cevdet de yetişti gurbete çıktı,
Gurbetten usandı canından bıktı,
Deprem oldu taş duvarın yıkıldı,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
CEVDET VURAL (ŞENKAYA/EVBAKAN KÖYÜ)
CANIM GÜLVEREN
Suların soğuktur tertemiz havan
Sende yaşadıkça yemedim yavan
Peynir bulamazsam hazırdı soğan
Aç kalmadım sende güzel GÜLVEREN
İlkbahar gelince açar güllerin
Sabah erken eser seher yellerin
Karanlık gecede hep yıldızların
Akar gider canım güzel GÜLVEREN
Babamı anamı emanet ettim
Sende bırakıp ta Askere gittim
Sanma ki onları Külli terk ettim
Seni çok özledim güzel GÜLVEREN
Belki bir gün nasip olur dönerim
Güzel günlerimi tekrar anarsam
Anamı babamı tekrar görürsem
Sevinç kaplar beni güzel GÜLVEREN
Biraz Ova biraz dere biraz dağ
Ne olursa olsun hepsi bana bağ
Aklıma gelince şimdi tere yağ
Hüzün kaplar beni güzel GÜLVEREN
Acıyla buruştu bak yine yüzüm
Ağlaya ağlaya kapandı gözüm
Ağaçlar dökünce yaprağın güzün
Keder kaplar beni güzel GÜLVEREN
Ne ararsam bil ki hepsi sende var
Kış olunca kaplar her tarafı kar
Kalınca uzakta ela gözlü yar
Hüzün kaplar beni güzel GÜLVEREN
Bir taraf mezarlık bir taraf meşe
Kötü söz etmedim etmemde haşa
Upuzun ayrılık gelince başa
Hüzün kaplar beni güzel GÜLVEREN
Fasulyesi çiçek açar yaz ile
Söylesin mısırı gelsin de dile
İrice patates kuylasam küle
Doya doya yesem turp'un GÜLVEREN
Ekşi ahlat derler onun adına
Doyum olmaz elmasının tadına
Tavada kızarmış tavuk buduna
Ekmeğimi sürüp yesem GÜLVEREN
Bostanında olur bol yerelması
Yeşil büyük soğanını yolması
Yoğurdunun yaylalardan gelmesi
Ne hoş olur yazın güzel GÜLVEREN
Ekmeğin açıktır Peynirin beyaz
Kış olunca çıkar sertçe bir ayaz
Odunuyla meşhur bizim Godboğaz
Ne hoş olur sende gezmek GÜLVEREN
Acısuyun Çağsor köyüne sınır
İkindi zamanı Ezan okunur
Tezgahında çul cecim i dokunur
Çulunu özledim senin GÜLVEREN
Çarğağa yasladın sağlam temelin
Yağmurlar yağınca geliyor selin
At üstünde daha güzeldir gelin
Düğünün özledim senin GÜLVEREN
Erdavut'ta Şehitlerin yatıyor
Ziyaret Şanına çok şan katıyor
Üçtaşların Bana cilve satıyor
Dıretin özledim senin GÜLVEREN
Soğmun'la muhalif büyük güneyin
Komşular susun da beni dinleyin
Yolları yokuştur bizim peneğin
Peğlerin özledim senin GÜLVEREN
Çağsoru, Şamkası at yolu ile
Söylesin dağları gel sinde dile
Soğmunu Bariği Zuvartı ile
Keveng'in özledim senin GÜLVEREN
Ah çeksem dayanmaz düz olur dağlar
Düşünce ateşi Yüreğim dağlar
Kardeşi beline kurdele bağlar
Gelinin özledim senin GÜLVEREN
Teker teker saysam bir ömür yetmez
Hayalimden hatıralar silinmez
Düştüm gurbet ele halim bilinmez
Resmini özledim senin GÜLVEREN
Senin için inim inim inlesin
Dursun Yolcuların beni dinlesin
Bir ah çeksin birde destan söylesin
Türkü nü özledim senin GÜLVEREN
Dertli söyler nimetinin adını
Unutamaz hiç birinin adını
Eksilir mi sarı çamın odunu
Yeşilin özledim senin GÜLVEREN
Altaş yazar kaleminin dilinden
Kimse tutmaz zavallının elinden
Kalınca uzakta taze gelinden
Acı boğar beni güzel GÜLVEREN
Ne söylesem ne dilesem ardı yok
Sanmayın Ayhan'ın şimdi derdi yok
Her şeyim var fakat şimdi köyüm yok
Dağların özledim senin GÜLVEREN
Ayhan ALTAŞ GÜLVEREN KÖYÜ
http://turhanakturk.sitemynet.com