Yrd.Doç.Dr.Lütfi SEZEN - Blogcu

 

200'e yakın Erzurumlu şair, 100 civarında seçme Erzurum şiiri ve sadece kendi konusunda çalışan bir web sitesi. Öneri ve eleştirilerinizle çalışmamızda yer alması gerekenleri bize ulaştırmanızı temenni ediyoruz. Her şey kültürümüz için

Yani :

 

" HEPÎMÎZ BÎR TÜRKÜYÜZ"

 

Not: Şairler-Karma kısmında, hakkında fazla bir bilgiye ulaşamadığımız şâirler mevcut.

 

Bütün Hakları Saklıdır

Copyright © 2006 şahinkaçar

 

* Sitemizdeki eserlerin yayın hakkı ve sorumluluğu şair ve yazarların kendisine aittir.


**********

 

Sitemizde Neler Var?

» Ana Sayfa
» Erzurumlu Âşıklar
» Erzurumlu Şairler
» Erzurum Şiirleri
» Erzurumlu Şairler-Karma

 


 

Kaynaklar:

-Erzurum Şairleri

Hasan Ali KASIR,
-Geleneksel Türkiye Aşıklar Yarışması,Erz. Halk Ozanları Kült. Derneği Yay: 1,
-İran Türk Ed. Antolojisi 2, Yard. Doç. Dr. Ali KAFKASYALI,
-Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2, Nihad Sami BANARLI,
-Erzurum Töresi Dergisi, Sayı: 1-2,
-Yenileşme Dönemi Türk Şiiri Ve Antolojisi, Prof.Dr. Şerif AKTAŞ,
-Aşıklık Geleneği Ve Aşık Edebiyatı, Erman ARTUN,
-Erzurum'un Manevî Mimarları,M.Sıtkı ARAS,
-Son Asır Türk Şairleri 1,2,3, Mahmud Kemal İNAL,MEB,İst.1969,
-Erzurum Türküleri, Nabi BELEKOĞLU,
-antoloji.com ve erzurumlu.net ve ihya.org adlı web siteleri,
-Cumhuriyet'in 75.Yılında Erzurum adlı yıllık,
-Erzurum Türküleri Ve Nazariyatı, Kenan TUNA, Ankara,
-Tanzimat Dön. Türk Ed. Antolojisi,Şemsettin KUTLU,İst.,1981,
-Aşık Yaşar Reyhani, Basılmamış Tez, Cavit ÇOLAK,


 

 

ERZURUMLU ŞAİRLER-DERLEME

 

Not:

 

Bu kısımda

 

biyografi ve eserlerine fazlaca ulaşamadığımız şairlerimizi aldık.

 

 

1330 – 1914   HARBİ BAŞINDA İSLAMLAR’IN HALİ

 

Ey ağalar size tarif eyleyim:

Pek perişan oldu hali İslam’ın

Derdim çoktur, hangi birin söyleyim,

Küffar’a pay oldu, mali İslam’ın.

 

Kiminin dağıldı dolu bohçası,

Kiminin virandır gülşan bahçası,

İşlenmez gümüşü, altın akçası,

İncisi, mercanı, la’li İslam’ın.

 

Urus’un zulümü ol Arşa yetti,

Ermeni’yi azdırdı, kılavuz etti,

Çok İslam kırıldı, talandı, gitti,

Yağmalanan kilim, halı İslam’ın.

 

Belli ki bizimdir, her külli kusur,

Şeriat olmuştur yerlerde hasır,

İslamlar, Küffar’ın elinde esir,

Kayd ü bend bağlıdır kolu İslam’ın.

 

Yetiş bu imdada Ali – Murtaza,

Küffar’ın elinden çok çektik ceza,

Şefaat kılıcı Muhammed bize,

Doğrudur erkanı, yolu İslam’ın.

 

Bazı ah çekende, artar kederim,

Kimi der: kardaşım, kimi pederim’

Ben bir edna YETİM, yoktur medarım,

Arkası Mevla’dır, dalı İslam’ın.  

 

Şenkayalı Aşık Hasan YETİMOĞLU

 

Kaynak : Fahrettin KIRZIOĞLU; Şenkaya’nın En Yaşlı Halk Şairi Hasan Yetimoğlu;

   Türk Folklor Araştırmaları Dergisi; Nu : 270; Cilt : 13;

               Halk Matbaası; İstanbul, 1972; s. 6190-6191.  

 

DUMLU

Pek haşmetli kurulmuşsun,
Taşmış taşmış durulmuşsun,
Sen de hakka vurulmuşsun,
Nazlı nazlı akan Dumlu.

Koşup gidersin akçaya,
Bazan atlı bazan yaya,
Buzlu sular saya saya.
Gizli gizli akan Dumlu.

Kevserin saf suyu sende,
Türkün asil huyu sende,
En güzel, en iyi sende,
Hızlı hızlı akan Dumlu.

Şeref dolu adın senin,
Dillerdedir yâdın senin.
Baldan üstün tadın senin.
Buzlu buzlu akan Dumlu.

YANIK her gün seni anar.
Kara bağrı durmaz kanar,
Gurbet elden selam sunar,
Der hasretin yaman dumlu

Erzurumlu YANIK

 

LEYLA İLE MECNUN *

 

----------

 

Bu bir efsane ki yıllarca avutmuş güzeli,

İçe bir katre düşen sevgiyi sezdik sezeli

Gönül aldanmada ruhun tutuşan busesine

----------

 

O ses akseyleyerek (Tur’daki TEVRAT) sesine

Beni bir kul gibi görsen diye yalvardığı gün

 

Dedi: Mecnun bana, Rabbim gibi Sina’da görün.

Ve nazar eyle ki, dolsun bu saadetle içim.

 

Böyle divane dolaştıkça perişan ve hiç'im.

Nerdedir Meryem’i, İsa’yı saran sırlı nefes?

Nerde Musa’yı bayıltan o tecellideki ses,

Beni küfrüm ile mizana vurup hâk etsin.

 

 Bu kader, başladığından daha korkunç; yetsin,

 Diye bir hayli konuşmuştu Kays hatifle,

----------

 

Sen de kulsun, eğer alnında yazıldıysa çile

O mukadder çekilir, emri ilahim uludur,

 

Bunu tebliğe edilmişti Davut, memur.

Dedi bir vahy ile gizlendi çıkıp arşa Hüdâ

 

Bu sesin geçtiği yerden doğarak aksi seda

Çöle baştan başa bir sır gibi doğruldu dönüp,

 

Bu tecelli ile nurdan ona Leyla görünüp,

Dedi bahtın karadır saçlarımın rengi kadar,

 

Bu firakın, öbür alemde uzun vuslatı var.

Hüzınü sardıkça geçer hasretin içten kokusu

 

Ruhu söyler, yüze her çehrenin aksettiği su.

Bir teveccüh ederek Habil’e rahman gemide,

 

Geçecek toprağa ram etmedi mi Adem’i de.

Kudretin hükmüne cennetteki bir elma dalı.

 

Buna bir başka misaldir şu Zeliha masalı

Zemzemi KEVSER edip Bağ-ı iremden geçiren,

 

Aşk-ı memnu yerine meyve-i tubayı veren,

Kudretullah’a sığın ki, bu karar Rabbin(in)’dir.

 

Dedi: Bir sır gibi kayboldu güzeller güzeli,

Levh-i mahfuz denilen emri ilahi ezeli

 

Nice Leyla ile Mecnun’u çamurdan yaratıp,

Dedi: (Kevn) eylediğin varlığı bilsin mahbup.

 

Kapanıp (Kabe) de Miraç yolunun mermerine,

Bir avuç ömrü takup, gözlerinin son ferine.

 

Arş-ı alaya uzandıkça o aşkın piri

Adem oğlundan alup iğreti şeytan, sihiri.

 

Etti insan denilen ilk kula tekrar oyunu,

Bir tutam buğdaya, cennetle değiştirdi onu·

 

Bu masal böyle asırlarla geçerken nesile.

Nice sultanları bir kul gibi ram etti dile.

 

Ne vefa etti cihanın o azım saltanatı,

Ne o (Belkis )daki satvet, ne Süleyman tahtı.

 

Gemirüp kalbini ömrünce bu derdin kurdu,

Ona bir hayli (Fuzuli) de giriftar oldu.

 

Yazdı yıllarca döküp fer, o fisun alemini

Geçti, Leyla ile Mecnun’daki vuslat demini

 

Ve bu efsane de miras gibi devretti dönüp,

İblisi, sırtının üstündeki posttan geçirip,

 

Ne o aşık, ne de aşktan bir eser kalmadı hiç.

Sevenin hep sevmeyeni etmede linç.

 

Bu zaman öyle ki; Mecnun denilen sevgili (Bed),

Çünkü (LEYLA) diye her gördüğümüz kul afet....

 

Cemil Cahit KOTAN

 

* Erzurum Vilayeti İhsan ÜNÜVAR İst.1954 a.g.s:74-75

 

================================

 

ERZURUM’DA ÇAYHÂNE *

 

Güzel yurt Erzurum’da, Erzincan Çarşısı’nda,

Şirin bir çayhanedir, dükkânlar karşısında

 

Basamakla çıkılır, çift kapudan geçilir

Tertemiz bardaklarda taze çaylar içilir

İlhan usta demlerse değişir zevki çayın,

Öyle bir tılsım var ki içileni saymayın.

 

Kahve sahibi bile günde kırk bardak içer

Çayların sihri ile insan kendinden geçer

 

Ne kadar lezzetli ki, doyum olmaz tadına,

Benzer Şark’ın can yakan, sıcacık kadınına

Kimi kıtlama ister, kimi şekerli sever

Teklif yoktur burada, herkes keyfince içer.

 

Plaktan yükselirken memleketin havası,

Dilden dile dolaşır, zaferin hatırası.

 

Tazelenir muttasıl çayların sıcak demi

 Diyarın garipleri düşünür gurbet éli

 

Nasıl meftunsa millet DADAŞ’ların barına

 İşte öyle doyulmaz Erzurum’un çayına.

 

H.Şinasi

 

* Erzurum Vilayeti İhsan ÜNÜVAR İst.1954 a.g.s:80

 

 

ERZURUM’U GEZERKEN

 

Yıpranmış çehresinde asırların izi var,

Çökmüş harabelerle, dile gelse bu diyor.

 

Bize neler anlatır, burada olup bitenden

Çürümüş bir iskelet ayrılır gibi tenden.

 

Zamanın kahredici pençesinde yıpranmış,

Her adımda bir eser, içinden sönüp yanmış

 

Eski kubbeler ile bu gün hâlâ yaşıyor,

Ölmez Türk sanatının şerefini taşıyor.

 

Şimdi bu eserlerin önlerinde duralım,

Titizlikle işlenen Türk işine bakalım.

 

Çifte Minareler’e takılıyor gözümüz,

Burada bizim olan, bu bizim özümüz.

 

Sanatın harikası yeşil çinide bile,

Maziden akislerle, sanki geliyor dile.

 

Burda mermer yerine işlenmiş yeşil çini,

Görenlerin her zaman aydınlatır içini.

 

Çöken hamamlarının kurnasında, tasında,

Yosun tutmuş duvarlar, buğulanır pasında.

 

Mecal kalmamış artık şadırvan ortasında,

Eriyerek dökülmüş zamanın potasında.

 

Camilerin içinde saklıdır hatıralar,

Sanki kulağımızda, onların sesleri var.

 

Bu anda, kafanızda binbir macera yaşar,

Bu ölmez hatıralar, benliğinizden taşar.

 

Ey bu mısralarımı okuyan Türk gençliği,

Anlatılmakla bitmez, Türk’ün sanat benliği.

 

Bu kudretin önünde saygıyla eğilelim,

Bu ölmez eserleri korumayı bilelim.

 

Kemal ÇORUH

 

* Erzurum Vilayeti İhsan ÜNÜVAR İst.1954 a.g.s:78

 

 

ERZURUMDA KIŞ

 

Don, kar, soğuk, bu beldede hiç bitmiyor hızı,

Kış günlerinde Erzurum, ev yoksa bir sızı.

 

Şark’ın çan sesli zangası başta bu ildedir.

Bahçe, çiçek tahassürü, her günkü dildedir.

 

Bambaşkadır bu bölgede mevsim dönüşleri,

Ne hoş Palandöken’in de kar örtünüşleri.

 

Tek renge gözler usanmış, aylar beyazdadır,

Uzunca bir yaza kalpler, her dem niyazdadır.

 

Etrafta bir sınır çizen tarihi kapular,

Bir anda şehri süsleyen, muhteşem yapılar.

 

Evlerde zevk, semaverin safalı tütmesi,

Çaylar gider, alışılmış, kışın üşütmesi.

 

Kış ortasında fırtına, hem olmasın tipi

Dayanılmaz, insan değil, donduruyor jipi.

 

Kaytan bıyık, kara kaşlı haber diyor dadaş,

Bir yolcu var, dokunmasın, yol ver, hey arkadaş,

 

Unutulmaz bu bölgenin başta Dadaş Barı,

Elmas, gece yaşatırsa Erzurum’un karı.

 

Dr. Fazıl Güven

 

YAYLA ÇOÇUKLARlYIZ

 

 

Kökümüz Doğu’dadır. Yayla çocuklarıyız.

Onurunu taç yapmış bir ulusun arıyız.

Vatan sınırlarının çelik hisarlarıyız,

Yayla çocuklarıyız, yayla çocuklarıyız

 

Yayla yeli füsunkâr, babarı eşsiz olur,

Kuzu anasız, belki, yavru kardeşsiz olur,

Sarp yamaçlar ardında ümit güneşsiz olur,

Lakin, imanı sağlam yayla çocuklarıyız.

 

Gönlümüzde yavuklu, gözümüzde VATAN var

Ceddimizde: tarihler, asırlar yaratan var,  

Toprağımız altında ,toprak için yatan var.

Biz bu yurda kul olan yayla çocuklarıyız.

 

Neriman ALTUĞ

 

* Erzurum Vilayeti İhsan ÜNÜVAR İst.1954 a.g.s:79

 

 

 

ATTILAR
 
GIŞ BİREZ UZANDİ BENDE DİRENDİM,
EYMEGE ZAM GELMİŞ ÇOH SİNİRLENDİM
AÇ GARIN ESNEDİM ÇOH SİNEKLENDİM
BİR HAMURLUH UN YOH EVDEN ATTILAR
 
CİGARA İSTETDİ GALAĞAN SARDIH
ENFLASYON ÇOH YÜKSEK ATEŞSİZ YANDIH
UŞAH SÜT İSTEDİ EŞŞEGİ SAĞDIH
ABES GARŞİLENDİ KÖYDEN ATDİLER
 
NİYET ETTIH ŞEHERE GİDAH
ARABA BOZULDİ DEDIH YÜRİYAH
TRAFİK RASTLADİ BUNA NE DİYAH
KASGOMUZ YOĞUMUŞ YOLDAN ATTILAR
 
O GÜN ÇOH DOLAŞTIM ÇOHDA ACIHTIM
BEŞ GURUŞ PARAM YOH CEKETİ SATTIM
BİR PARKIN İÇİNDE UZANDIM YATTIM
DEMEK HORLAMIŞAM PARKTAN ATTILAR
 
OKULA GETTIH AZ ADAM OLAH
KRAVAT TAHTIH ÇOH RÜŞVET ALAH
HALILAR SERDIH BİR İŞE GİRAH
YALAĞAN DEDİ ORDAN ATTILAR
 
ASKERE GETTIHKİ TAM ADAM OLAH
KOMUTAN SAĞ DEDİ BEN ATTIM SOLAH
VURDULAR DÜMSÜĞİ PATLADİ GULAH
ADAM OLAMADIH ORDAN ATTILAR
 
DOLAŞACAH DİYAR GURBET GALMADİ
DOĞDUĞUMDAN BERİ ANAM AĞLADİ
KİME OY VERDİYSAH ÇARE BULMADİ
BUNİ DEDIM DİYE KÖYE ATTILAR
 
KİMİ FANTA İÇER KİMİDE KOLA
GARİBİM HALİNİ ACEP KİM BİLE
AĞZIM DABAH TUTTİ LOR YİYE YİYE
BUNİDE DEDIM DİYE KÖYDEN ATTILAR
 
DÜNYADA YER YOHDUR GÖÇDUH AHRETE
RABBİN KİM DEDDİLER GARİP NE BİLE
SENDEN YAR OLMAZ DEDİLERGÜZEL CENNETE
ZEBANİLER DUTTİ ORDAN ATTILAR
 
CEHENNEME GETTIH BİREZ İSSINAH
BUZLARIMIZ ERİDI BİREZ KESTİREH
ODUN KÖMÜR BELEŞTİR HEP BURDA GALAH
ONİDE DUYDİ ORDAN ATTILAR
 
CENNETE GETTIH BİREZ GEZİNAH
HER ŞEY BELEŞTİR ÇOH YİYAH İÇAH
DEMER ÇOH YİMİŞİH AZCIH GEGİRAH
ONİDE ÇOĞ GÖRDİ ORDAN ATTILAR
 
Dursun Kaya Hancı

 

ERZURUM’DA ÇAYHANE

 

Güzel yurt Erzurum’da,  Erzincan çarşısında,

Şirin bir çayhanedir,dükkânlar karşısında.

 

Basamakla çıkılır çift kapudan geçilir,

Tertemiz bardaklarda taze çaylar içilir.

 

İlhan usta demlerse değişir zevki çayın,

Öyle bir tılsım var ki içileni saymayın.

 

Kahve sahibi bile günde kırk bardak içer,

Çayların sihri ile insan kendinden geçer.

 

Ne kadar lezzetli ki,doyum olmaz tadına,

Benzer şarkın can yakan, sıcacık kadınına.

 

Kimi kıtlama ister, kimi şekerli sever,

Teklif yoktur burada,herkes keyfince ister.      

 

Plâktan yükselirken memleketin havası,

Dilden dile dolaşır, zaferin hâtırası.

 

Tazelenir muttasıl çayların sıcak demi,

Diyarın garipleri düşünür gurbet eli.

 

H. Şinasi
   

 

DUMLU BABA

 

Buz gibi suyundan bir avuç içir

İçime ferahlık ver Dumlu Baba

Yüreğimde yanan ateşi geçir

Gönlümü dağlara ser Dumlu Baba

 

Çimenli çiçekli Dumlu'ya çıksam

Uzaktan şehrime özlemle baksam

Okşasam koklasam göğsüme taksam

Laleyi çiğdemi der Dumlu Baba

 

Sümbülündc parlar şebnem kırağı

Bulutlar içinde Akbaba dağı

Kargapazarı'ndan doğan şafağı

Gurbette ufkuma ger Dumlu Baba

 

Orda bir yar sevdim incecik belli

Kehribar bakışlı kardelen elli

Dağların sırrını çözmüşsün belli

Sevdanın sırrına er Dumlu Baba

 

Elimde buz  tutan berrak soğuk su

Burnumda yarpuzla kekik kokusu

Kafamda gurbette ölmek korkusu

İçimde kalmadı fer Dumlu Baba

 

Yaşlandım bir daha yaylamı görsem

Dağlarda dolaşıp hasret gidersem

Gurbette yaşama veda edersem

İsterim kabrime yer Dumlu Baba

        

CAHİT SOLAKOĞLU

 

MÜFTÜ AMCAMA*

 

Beyaz temiz sakalınla

Güler yüzlü ak alınla

Ne görkemli insandın sen

 

Bir sevgiydi, bir huzurdu

İçimize doğan nurdu

Senden bize doğru esen

 

Bize iman inanç verdin

Hep güze şeyler söylerdin

Hak'tan yanaydı ne dersen

 

Şimdi kabrindeki çamlar

Şadırvandan akan sular

Göğe el açmış insanlar

Seni nasıl anar bilsen

 

CAHİT SOLAKOĞLU

 

* Mina 1991, Erzurum

 

AZİZİYE DESTANI

 

Bu yurdun her köşesi bir âbide taşıyor,

Her âbide iftihar unvanıyla yaşıyor.

 

Bunların ikisini vereyim misâl diye;

Batıda Çanakkale, doğuda Aziziye.

 

Çanakkale hakkında birçok destanlar yazdık,

Temelini milletçe bütün kalplere kazdık.

 

Bu millet unutur mu kendine has değeri,

Medar-ı iftiharı olan bu aziz yeri.

 

Büyük hatırasını her zaman ansın diye;

Neslimize bıraktık bir muazzam hediye.

 

Bugün bu kutsal yere dikilen şu âbide,

Namım iletecek ta ezelden ebede.

 

Ve ona bakanların gözleri yaşaracak,

Ceddinin yaptığım imanla başaracak.

 

Aziziye ismiyle milletçe övünelim,

Onu tanımak için o tarihe dönelim.

 

Sekiz kasım akşamı, sekiz yüz yetmiş yedi

Aziziye’de durum tamamen şöyle idi

 

Bir sükunet içinde şehir uykuya dalmış,

Bahri Bey tabyalarda iyi bir tedbir almış.

 

Bu sırada Moskoflar hileye başvurdular,

Alçakça ve korkakça bize tuzak kurdular.

 

Bilerek başlarına kopacak kıyameti,

Öncülere giydirip bütün Türk kıyafeti.

 

Gözlerine bir zafer hırsını aldırdılar,

Ve Türk tabyalarına kahpece saldırdılar...

 

Hacet kalmamış idi birbirini ikaza,

Kanlı bir cenk başladı artık boğaz boğaza.

 

Çok geçmeden Bahri Bey öğrendi hakikati,

Bir hamlede kavradı bu acı vaziyeti.

 

Bizzat süngü takarak ön safta harbe girdi,

O anık bir kumandan değil, yalnız bir erdi.

 

Topçu erleri o an bütün süngü taktılar,

Bahri Bey'in peşinden bir sel gibi aktılar.

 

Cümlesinin gözleri olmuştu alev alev,

Bir anda küçülmüştü o kahpe tavırlı dev...

 

Nitekim bu azınlık saatlerce dayandı,

Bu arada Bahri Bey ağırca yaralandı.

 

Fakat akibetini sezdirmedi erlere

Takattan düştü ama kendi düşmedi yere.

 

Bu cenk devam ederken şafak da söküyordu

Birinci tabya da neredeyse çöküyordu.

 

Top sesleri gelince bir ara kulağına,

Muhtar Paşa uyandı, o koştu Topdağı'na.

 

Oradan dürbünüyle vaziyeti kavradı,

Elinde kuvvet azdı, buna çare aradı.

 

Derhal şehre inerek yardım istedi halktan,

Bir emir Erzurum'a sanki gelmişti Hak'tan...

 

Tereddüt etmeden geldi ferman yerine

Cenk havası okundu o gün ezan yerine.

 

Davul zurna sesini duyan dadaşlar coştu,

Bu mutlu vazifeye can u gönülden koştu.

 

Askerin ayağına bağlanırken dolaklar,

Sarıldı ahalinin bellerine kuşaklar.

 

Hilekar düşmanından almak için büyük öç,

Aziziye'ye doğru bir şehir edecek göç.

 

O şehir ki şehitler kanıyla yoğrulan yer,

Vatan müdafaasının bir sembolü olan yer.

 

O şehir ki Moskof’a tanıtmıştır adını,

Seferber olduğu an erkeği ve kadını.

 

Kaptan Mehmet Paşanın emrinde iki tabur,

Karskapı'dan çıkarken tarih duymuştu gurur.

 

Nasıl gurur duymaz ki bu dünya kurulalı,

İlk defa görmekteydi çünkü böyle ahvali.

 

Bir karma ordu idi arkadan gelen kuvvet,

Tarih bu manzaraya hayran olmuştur, evet.

 

Neneler ve Fatmalar, Gülsümler, Gülüzarlar

Hem de Muhtar Paşayla ön safta yürüyorlar.

 

Dadaşlar şevk içinde, kalplerinde yok korku,

Cenge böyle gidilmez, bir düğün alayı bu.

 

Hiç bir millet düşmandan almak için intikam,

Mert göğsünü yapmadı çelikten bir istihkam.

 

Hiçbir millet bu yüksek payeye ermemiştir,

Hiçbir millet yurt için böyle can vermemiştir.

 

Allah’ım, bu ne iman, bu ne muhteşem durum,

Ayaklanmış yürüyor Tabyalara Erzurum.

 

Yürüyor haksızlığın hakkını vermek için,

Yürüyor düşmanını yerlere sermek için

 

Öyle bir ordu ki, kadın erkek, gelin kız,

Akıyor bir sel gibi, imanından almış hız.

 

Hangi millet böyle bir ordu kurabilir?

Hangi kuvvet bu selin önünde durabilir?

 

Omuz omuza gelmiş paşa, asker, ahali,

Dünyada görülmedi bu ordunun emsali.

 

Öyle bir birlik ki bu ihtiyacı yok başa,

Allah Allah sesleri yükseliyor ta arşa.

 

Çok geçmeden cenk olan sahaya varılmıştı

Moskof sürülerinin safları yarılmıştı.

 

Düşmanı şaşırtmıştı bu muazzam manzara,

İlk darbede almıştı can evinden bir yara...

 

Nasıl şaşırmasın ki bu mukaddes serhaddin,

Müdafaası uğruna koşmuş cepheye kadın.

 

O kadın ki vatanı ve namusu yoluna,

Baltasını sallıyor güvenerek koluna.

 

O kadın ki görmüyor düşmanın kılıcını,

Satırıyla alıyor kardaşının hıncını.

 

O kadın ki bakmadan soluna ve sağına,

Tırnaklarım salmış bir düşman gırtlağına.

 

Tazelenmiş yetmişlik dedenin cenk hevesi,

Elinde paslı pala, dilinde Allah sesi.

 

Vuruyor mukaddes din ve Muhammed aşkına,

Vuruyor dinlenmeden vatan, millet aşkına.

 

Naralar atmaktalar coşmuş cesur Dadaşlar,

Bu arslan seslerinden inliyor dağlar taşlar...

 

Artık güneş batarken bir güneş doğuyordu,

Neticede haklılar haksızı kovuyordu,

 

Bu destanı yazarken gözlerim yaşarıyor,

Çünkü bir vatan aşkı, ne işler başarıyor!..

 

Kitaplar yazsam bitmez Aziziye destanı,

Ey o soyun evladı, bu adı iyi tanı.

 

Senin de damarında o ecdadın kanı var,

Ve içinde o günün aynı heyecanı var.

 

Aziziye bizlere bir vatan bağışladı.

Türk şanını tarihe, yaldızla nakışladı.

 

O şehir ki Moskof’a tanıtmıştır adını,

Seferber olduğu an erkeği ve kadını.

 

Kaptan Mehmet Paşanın emrinde iki tabur,

Karskapı'dan çıkarken tarih duymuştu gurur.

 

Nasıl gurur duymaz ki bu dünya kurulalı,

İlk defa görmekteydi çünkü böyle ahvali.

 

Bir karma ordu idi arkadan gelen kuvvet,

Tarih bu manzaraya hayran olmuştur, evet.

 

Neneler ve Fatmalar, Gülsümler, Gülüzarlar

Hem de Muhtar Paşayla ön safta yürüyorlar.

 

Dadaşlar şevk içinde, kalplerinde yok korku,

Cenge böyle gidilmez, bir düğün alayı bu.

 

Hiç bir millet düşmandan almak için intikam,

Mert göğsünü yapmadı çelikten bir istihkam.

 

Hiçbir millet bu yüksek payeye ermemiştir,

Hiçbir millet yurt için böyle can vermemiştir.

 

Allah’ım, bu ne iman, bu ne muhteşem durum,

Ayaklanmış yürüyor Tabyalara Erzurum.

 

Yürüyor haksızlığın hakkını vermek için,

Yürüyor düşmanını yerlere sermek için

 

Öyle bir ordu ki, kadın erkek, gelin kız,

Akıyor bir sel gibi, imanından almış hız.

 

Hangi millet böyle bir ordu kurabilir?

Hangi kuvvet bu selin önünde durabilir?

 

Omuz omuza gelmiş paşa, asker, ahali,

Dünyada görülmedi bu ordunun emsali.

 

Öyle bir birlik ki bu ihtiyacı yok başa,

Allah Allah sesleri yükseliyor ta arşa.

 

Çok geçmeden cenk olan sahaya varılmıştı

Moskof sürülerinin safları yarılmıştı.

 

Düşmanı şaşırtmıştı bu muazzam manzara,

İlk darbede almıştı can evinden bir yara...

 

Nasıl şaşırmasın ki bu mukaddes serhaddin,

Müdafaası uğruna koşmuş cepheye kadın.

 

O kadın ki vatanı ve namusu yoluna,

Baltasını sallıyor güvenerek koluna.

 

O kadın ki görmüyor düşmanın kılıcını,

Satırıyla alıyor kardaşının hıncını.

 

O kadın ki bakmadan soluna ve sağına,

Tırnaklarım salmış bir düşman gırtlağına.

 

Tazelenmiş yetmişlik dedenin cenk hevesi,

Elinde paslı pala, dilinde Allah sesi.

 

Vuruyor mukaddes din ve Muhammed aşkına,

Vuruyor dinlenmeden vatan, millet aşkına.

 

Naralar atmaktalar coşmuş cesur Dadaşlar,

Bu arslan seslerinden inliyor dağlar taşlar...

 

Artık güneş batarken bir güneş doğuyordu,

Neticede haklılar haksızı kovuyordu,

 

Bu destanı yazarken gözlerim yaşarıyor,

Çünkü bir vatan aşkı, ne işler başarıyor!..

 

Kitaplar yazsam bitmez Aziziye destanı,

Ey o soyun evladı, bu adı iyi tanı.

 

Senin de damarında o ecdadın kanı var,

Ve içinde o günün aynı heyecanı var.

 

Aziziye bizlere bir vatan bağışladı.

Türk şanını tarihe, yaldızla nakışladı.

 

SALİM ÖZMEN

 

Kaynak:http://www.ceyhanecza.com.tr

 

65 Askerin Acıklı Destanı *

 

Erzurum dağları büründü kara

Felek yaktı bizi bir kızıl nâra

Anayı, babayı düşürdü zâra

Kader böyleymiş anam ne çare

 

Dağlara gerildi feleğin ağı

Askerin hasreti ana kucağı

Mezar oldu bize asker ocağı

Kader böyleymiş anam ne çare

 

Mektuplar yazın bütün dosta, eşe

Kara haber verin bacı, kardeşe

Altmışbeş arkadaş yandık ateşe

Kader böyleymiş kardeş ne çare

 

Feleğin oku işledi derine

Künyemizi verin mektup yerine

Herkes ağlasın kendi askerine

Kader böyleymiş kardeş ne çare

 

Korkmaz ölümden, Mehmetçiktir adım

Kendimi vatana kurban adadım

Köyüm uzakta, duyulmaz feryadım

Kader böyleymiş dostlar ne çare

 

Bir infilak oldu, asker uyandı

Koğuşun içi kızıla boyandı

Acı feryadımız arşa dayandı

Kader böyleymiş dostlar ne çare

 

Erzurum'un kışı gelir zamansız

Kapıyı bacayı bastırır ansız

Alevler içinde kaldık amansız

Kader böyleymiş kardeş ne çare

 

Sabahsız geçer korkulu anlar

Ateş çemberinde çırpındı canlar

Eridi kemikler, kurudu kanlar

Kader böyleymiş kardeş ne çare

 

Ateşler içinde acıdır ölüm

Döküldü etlerim hep dilim dilim

Ne gözlerim kaldı, ne mendilim

Kader böyleymiş anam ne çare

 

Ateşler içinde koştuk sağa sola

Yan yana döndük kuru toprağa

Vatan için girdik kara toprağa

Kader böyleymiş anam ne çare

 

Askerlik çağı sorulmaz yaşımız

Vatan hizmetinde yandı başımız

Erzurum dağları mezar taşımız

Kader böyleymiş kardeş ne çare

 

Ateş yarasıdır ölümü acı

Elleme doktor bulunmaz ilacı

Teskere yazın olmadı sılacı

Kader böyleymiş doktor ne çare

 

Kızıl alev söndü sabaha yakın

Erimiş kemikler, analar bakın

Şehit anaları ağlaman sakın

Kader böyleymiş anam ne çare

 

Vatan borcudur çıkarız talime

Asker olan her an hazır ölüme

Ölüm haberimi verin Ali'me

Kader böyleymiş Ali'm ne çare

 

Sılada yavrular görmedi gözüm

Kurban oldum vatana Türk'tür özüm

Ardımda ağlamasın oğlum, kızım

Kader böyleymiş yavrum ne çare

 

Ateş yarasını doktor saramaz

Oğlum küçüktür, kızım pek yaramaz

Selamım kesildi beni aramaz

Kader böyleymiş kızım ne çare

 

Kışlalar doldu Mehmetçik yuvası

Bandolar çalıyor matem havası

Kumandanlar ağlar, asker babası

Kader böyleymiş kumandanım ne çare

 

Erzurum suları akıp çağlasın

Yavrular resmime bakıp ağlasın

Analar, bacılar bakıp ağlasın

Kader böyleymiş bacım ne çare

 

Geçmez anam yaramızın sızısı

Yaramın dermanı asker kuzusu

Bas bağrına, budur alınyazısı

Kader böyleymiş anam ne çare

 

Âşık Mehmedim, aşığım yurduma

Çağıran olsa da bakmam ardıma

Kimse derman olmaz benim derdime

Kader böyleymiş dostlar ne çare

 

* Âşık Mehmed tarafından yazılan bu şiir,

Erzurum Dumlu beldesinin Yeşildere (eski adı, Giregörsek) köyünde,

bir yangında yanan 65 askerimiz için yazılmıştır.

 

Deyiş

 

Ben gülü deste bağlarım

Desteyi dosta bağlarım

 

Hâşiizâde Hacı Ali (Erzurumlu Hacı Haşıl) Efendi

 

 

VEHBİ EFE'NİN ARDINDAN*

 

Taziyeler yazın Dâru'l-amane

Gönül ikliminin sultanı gitti

Okusun daima ehl-imane

Hidayet rahının burhanı gitti

 

Bâd-ı hicret esti, bozuldu bağlar

Bütün ehl-i iman buna ağlar

Karaları giydi laleli dağlar

Derya-yı himmetin ummanı gitti

 

Gitti o yâr ile muhabbet demi

Bağlandı dilleri hasretin gamı

Kesilmez gözlerden firkatin nemi

Saadet bağının serbanı gitti

 

Hakkı isharıldı gönülden varı

Sevda-i sivadan kılmıştı arı

Kimseye kılmazdı âh ile zârı

Kisver-i selamet hakanı gitti

 

Bin üçyüz senesi hem altmışüç'te

Makam-ı efsemce kabri burcunda

Ümmete yardımcı Hak huzurunda

Şefaat bağının bağbanı gitti

 

İsmi Mahmud idi mahlası Vehbi

Ateşe yandırdı Şark ile Garbi

Yadigârı kaldı Seyyit'le Hasbi

Dillerin ebedî irfanı gitti

 

Üryani

 

* Adımlar, 1970

 

Mahmud Vehbi Efe'den Seçmeler

 

" Köpek sen benden alasın ki

Kürkün eskimek bilmez

Tabiat ehlidir, ehlin

Pilavın mercimek bilmez"

 

"Gönül âh eyleme seni sende bul

Her dem ağlayanlar yola gelmiştir

Ecel şerbetini içersin bir gün

Doğmadan ölümün bile gelmiştir

 

Mansur'u Yâr için çektiler dâra

Bulmadı Nesimi bu derde çare

Ferhad Şirin için düştü pek zâre

Gözyaşı kan gibi sele gelmiştir

 

N'ola bize gelsin muhbir-i sâdık

İhlaslı, huluslu güzel bir âşık

Hayatı Vehbi'nin ciğeri yanık

Şeydâ bülbül gibi zâra gelmiştir"

 

Gurbet Eli

Bir gün gelirsem, bu gurbet elinden,
O ulu dağlarına, varacağım.
Çile erlerinin, geçtiği yerden,
Gül dalından, bir demet alacağım.

Çıkıp çimenli, karlı yerlerine,
Tefekkür alemine dalacağım.
Dokunacağım kalbin bam teline,
Her çiçekten, bir ibret alacağım.

Koynuna aldığın, cihangirlerin.
Kanayan yarasını saracağım.
Aşk aleminde ona erenlerin,
Ocağından bir filiz alacağım.

Dağlar eteğinde serin bir dere,
Çağlayanın sesine ereceğim.
Gelen gidecektir, geldiği yere,
Nur ordusundan haber alacağım.

 

Narmanlı/Cevri Yılmaz

 

GÖTÜRMÜŞ

Karşısına geçip baktım aynaya
Yıllar benden neler almış götürmüş
Boşuna inandık kandık dünyaya
Yıllar benden neler almış götürmüş

Ne tansiyon vardı ne romatizma
Elime alınca korkardı kazma
Şimdi sözüm geçmez oldu kızıma
Yıllar benden neler almış götürmüş

Tarak işlemezdi benim saçıma
Şimdi sanki karlar yağmış başıma
Ekmek bile sert geliyor dişime
Yıllar benden neler almış götürmüş

Bu yandan öteye mutlaka göç var
Ne gözde fer kaldı ne dizde güç var
Arkaya baktım da koça bir hiç var
Yıllar benden neler almış götürmüş

Gel de gör halimi bak ne hal oldu
Tansiyon yükseldi tavana vurdu
Siyah saçlar gizli, gizli kayboldu
Yıllar benden neler almış götürmüş

Dur da sen Fikret'i bir dinle dostum
Of bile demezdim delinse postum
Oğlum öfkelendi korkumdan sustum
Yıllar benden neler almış götürmüş.

 

Narmanlı/FİKRET CENGİZ

 

http://www.narman.com/basindanarman_dosyalar/siirnuri1.htm

 

Erzurum Gelini

Erzurum dedikleri dümdüz bir ova.
Karlar beyaz kuş olmuş,dağları yuva
Anam,adın dilimde sessiz bir dua.
İncinirsin, elinden tutamıyorum.

Bu odalar bir tek senin mi kaderin?
Yüreğine dert olmuş bütün kederin.
Ne kadardı bu yaran,ne kadar derin?
Paramparça oluyor, bakamıyorum.

Kolların çürümüş, iğneler tutmuyor.
Uykun var anam, doktorlar uyutmuyor.
İlaçlar boş, ateşini soğutmuyor.
O hallerini,aklımdan atamıyorum.

Yanağımda duracak hep, o son busen.
Kefeninmiş anam çiçekli elbisen.
Tutamıyorlar beni şimdi bir bilsen.
Gidiyorsun, yoluna duramıyorum.

Dağlar sarmış Erzurum’un her yanını
Gelin ettik seni salını salını
Erzurum da anam bıraktın canını.
Görme anam halimi, kanamıyorum.

 

muharrem akkaya

 

Güzel


Ey, hiçbir lügate sığmayan berzah gülü!
Ey,ateş'e şiirler yazan yorgun pervane,
Ey,eşine bir dahi rastlayamayacağım kusursuz güzellik!

Elif. elif-i maksure!
Devrenin gölgesinde yolumu gözleyen güzel.
Beni ağlatan,zâr'a bağlayan güzel.
Gül kokusunu salmada,akşam iniyor olmalı
Sefâ'lar açmaya başladı.
Vuslatımıza az zaman kaldı, sabret!

 

muharrem akkaya

 

O YERDENİM


Basmalarda Urus Topu oynardık
Yazda Ekrek'in Çayında çimerdik
Dikmetaş, Mehenk çayırın biçerdik
Tuplarında mısır pişen yerdenim.

Üç aylığına yaylaya göçeriz
Sütlü,Garodan soğuk su içeriz
Dağlarından mantarlarını toplarız
Buram buram çiçek kokan yerdenim.

Kahve önlerinde şakalaşırdık
Muhtar Suat, Dursun Deligözle gülerdik
Mutlulukları birlikte paylaşırdık
Birbirine destek olan yerdenim.

Yoksulluğuna pek isyan etmeyen
Bulduğu ekmek peynire şükreden
Gücünü çilekeş hayattan alan
Kaybettiğine ağlamayan yerdenim.

Türklüğü, Mukaddestir İslam dini
Vatanı,Bayrağı yüce değeri
Hiçbir şeyle değiştirmeyeceği
Göğsü imanla dolu bir yerdenim.

Yıllarca borç bildim hizmet etmeyi
Narman,Lisende hoşgörü, sevgiyi
Birinci yapmak için gündüz-geceyi
Birbirine katan insanlardanım.

Adım Nurettin soyadımsa ESER
Karı,soğuğu insanı buz keser
Dostluğu, arkadaşlığı çok sever
Bize dörtlükler yazdıran yerdenim.

 

NARMANLI/ Nurettin ESER

 

NARMAN DİYARI

Aşıklar diyarı Narman candır
Aşık Sümmani derda devadır
Ozanlara harman olmuş meydandır
Gönülden bir selam vermek isterim.

Can gözüyle destan yazıp okumuş
Nakış nakış sevgi dokumuş
Bülbül olup güller için söylemiş
Gül olup dalında durmak isterim.

Aşık sümmani sazını halkı için çalardı
Nice dadaşı kendisine bağlardı
Memleketine hasret kalanlar
Dinleyince deryaya dalardı.

Yazıcı’dan selamlar olsun
Kalbiniz dostluk nuru ile dolsun
Arada dağlar var çok uzak yolsun
Dostlar diyarına varmak isterim. 

 

NARMANLI/HÜLYA YAZICI

 

Bu Dağda


Bir büyük destanın acı meltemi,
Her sabah her akşam eser bu dağda.
Dün gibi tazedir derin matemi,
Şuur durur,mantık susar bu dağda.

Bilirim sizindir yüksek makamlar.
Şüphe yok diridir,ölmez bu canlar.
Şehit yarasından akan al kanlar,
Yıllar oldu hâlâ,sızar bu dağda.

Kar içinde gece atıldı pusu.
Temmuzda üşürüm, geçse mevzusu
Kapanır mı kahramanın mevzisi?
Bir ordu hücuma hazır bu dağda.

Yatan şehitler var evliyalar var.
Onlarla yüceldin ALLAHUEKBER
Devriye misali yüzbinlerce er.
Bir uçtan bir uca,gezer bu dağda

Gece gidem dedi,bu dağdan aşam
Gayret edip düşmana tez ulaşam.
Ah!..ah!..Bilmez misin Ey Enver Paşam?
Kış ile yapılmaz Pazar bu dağda.

Mısralar yetmiyor etmeye methin .
Düşmanlara korku salar heybetin
Bir kale misali her bir Mehmet’in
Ay yıldız uğruna mezar bu dağda.

Dört mevsimde boranın var karın var
Türk’ün tarihinde mühim yerin var.
Künyesiz bağrında nice erin var
Yaratan ismini yazar bu dağda.

Vatanın sahibi bu yüce erler.
Ebedi bizleri, unutma derler.
Ali der kalp gözü kapalı körler
Eminim gerçeği sezer bu dağda.
 

Ali İhsan Gürbüz


http://www.erzurumlu.net/siir/sair.asp?sair=89

 

Şenkayalı olan şair, küçük yaştan itibaren şiir yazmaya babasıyla beraber başlamıştır. Kendisi Halk Eğitim Müdür yardımcılığı ve Şenkaya Öğretmen evi müdürlüğü yapmaktadır. Çevresince vatanına olan sevgisi ve ince zekasıyla da tanınır.)
 

DADAŞIM AĞAM

Ben Dadaşım ağam!
kardeşlik dostluk bende,
Kalleşlik nedir bilmem, Cephede nöbet tutar,
Aşınmaz dağ, geçilmez umman olur sınır beklerim.

Ben Dadaşım ağam!
Yiğitlik, mertlik bende, başka Ülkü tanımam
Severim Erzurumun taşını, toprağını
Nenehatun anamdır öperim ellerini.

Ben Dadaşım ağam!
Sevgi, merhamet bende, esaretten hoşlanmam
Palandökenden nara atarım, Allahuekber ses verir
Aras'dan su içer, Çoruh'ta yüzerim.

Ben Dadaşım ağam!
Güzellik iyilik bende, namertleri sevemem.
Alışığım davul zurna sesine, bar oynar, cirit atarım.
Dostuma kurban olup, düşmana aslan kesilir,
Erzurumu beklerim DADAŞ'ım ağam.

Cevdet SEZGİN

YEMEK DESTANI

Her nereye varsam kırklar ocağı,
Üçlerde, beşlerde kaynar mutfağı,
Horosan döşeli şahin konağı,
Bizde bu tekkeyi bir han eyledik.

Bismillah okudum ince tağama,
Yağ, bal, kuru kaymak durdu selama
Baklava, börek kuzuca helva
Döküp şu meydana harman eyledik.

Paça, tirit bir araya cem oldu,
Mercimek, kalacuş, hoşafla geldi
Şu ispir lobiya ne şöhret oldu,
Pilava aşkını bürhan eyledik.

Kabak binnaz ile geldi meclise,
Gönlümün burcunu kırdı herise,
Sene bir kere bulduk harisi,
Üç gün bir dolapta mehman eyledik.

Kara pınar, soframızda tarhana
Çapar çekti önümüze barhana,
İmansız brani, dinsiz lahana,
Elaman elinden nardan eyledik.

Pirinç de nazından çekti nareyi,
Dedi kamaştırırım köşkü, sarayı,
Koca bulgur dolaştırdı dünyayı,
Bin beşyüz kuzuyu büryan eyledik.

Erişte derki sıra benimdir,
Saçlarda kavrulan benim serimdir,
Kavut haşlaması, " Mevla Kerimdir",
Nice yoksullara derman eyledik.

Yumurta da derki, önümden savuş,
Her vakit mecliste benim baş çavuş,
Kizirin muhtarı, ol da tez kavuş,
Bu meydanı sana merdan eyledik.

Deli kaymak coştu, coştu boşandı,
Altı ziynetlendi, yere döşendi,
Tel helvası kılıç kalkan kuşandı,
Kurutlu haşılı kalkan eyledik.

Yemek tamam oldu, adın, sorma!
Nöbeti bekliyor soruğu burma,
Darçın, karanfilli, beyazlı dolma,
Döktük bu meydana, harman eyledik.

Cevriye KAYA

KÖY GÜZELLEMELERİ

Kekikli yamaçların türküsü başka olur
Gediğinde salınır Madur'un dolunaylar
Aşık olursa insan burada başka olur
İçinize dökülür nice köpüklü çaylar
Şu Hendek'e gidip de içmeyenler ne bilir
Gramah'ın suyunun o emsalsiz tadını
Cenker, köylerin hası, rüyaya girebilir
Anmamak mümkün müdür tarihteki adını
Yeşilyurt, ah Yeşilyurt yeşilin en güzeli
Vatani hikayesi yayılmış dilden dile
Kızılcığı ve dutu şu Karab da yemeli
Doldurmalı ardından dolu dolu bir file
Bahçelide bahçeler bahçe bahçe üstüne
Akar aralarında Başköy'ün şirin çayı
Bur da nice türküler sevdaların üstüne
Gül atar sevgiliye aşkın dikenden yayı
Başköy köylerin başı, Hacıdamar'dır yaylası
Şu Yedi Göller'inde keklikler kanat çırpar
Hele bir kez doldurun sulu Cinudor'dan tası
Yüreğiniz, suların yüreği gibi çarpar
Suların nikahını şu Aksuda kıymışlar
Yazmışlar dört bir yana ipek hanın şanını
Öbek öbek gölleri dağlarına yaymışlar
O tulumlu barları yakar insan kanını
Taşların ihtişamı şu Sırakonaklar da
Ne gizemli eylemiş bu şirin köyümüzü
Periler fısıldaşır o sessiz sokaklarda
Turizm de güldürün herzaman yüzümüzü

İspav Vakfı Başkanı Yaşar YILMAZ

PINAR

Ak pınar, suya hasretler üstüne
Salınıp yanından, güzeller geçsin
Sevenler sevilenler üstüne
Keremler, Mecnunlar, Leylalar geçsin.

Yazları, kışları peş peşe ekle
Ayları yılları bıkmadan bekle
Seven gönülleri, tartıver denkle,
Çocukluk yıllarım önümden geçsin.

Çatlamış dudaklar, suya hasrettir,
Tutuşmuş yürekler, suya hasrettir,
Beklenilen yıllar, sana hasrettir,
Bu yanık bağrıma akıver geçsin.

Her zerren, bir hayat cana getirir,
Gözler nemlendirir, hayat geçirir
Islak damlaların tutuver bir bir,
Yanan şu kalbime serpiver geçsin.

Aktığın yerlerin, gülleri açar,
Sensiz bu hayatın; bil tadı kaçar,
Bırakma ne olur, dünyada naçar,
Gönlümü gönlüme takıver geçsin.

Seven gönüller yanıktır, yanık,
Seni bir yargıç say, beni de sanık
İnan sevdiğime Allah'tır tanık
Kolların boynuma, atıver geçsin.

İspir eski Milli Eğitim Müdürü İbrahim SALDUZ

CANIMI VERİR DE VERMEM İSPİR'İ

Düşmanlar saldırdı her iki yandan
Canımı verir de, vermem İspir'i
Gücümü alırım o asil kandan,
Canımı verir de, vermem İspir'i.


Mustafa çavuş'la İnayet Osman,
Başkapan Müftü'de bulunur plan,
Bütün sırlar çözülmüş o zaman,
Canımı verir de, vermem İspir'i


Kadını erkeyi savaşa hazır,
Bu Türk'tür, düşmanı kazır,
Bir kalemiz vardır Çoruh'a nazır,
Canımı verir de, vermem İspir'i


İspir'li düşmanı Çoruh'a döktü,
Oturdu diz üstü bir tekbir çekti,
Sonunda bayrağı kaleye dikti,
Canımı verir de, vermem İspir'i


Şubat 25'de Kurtuluş günü,
Canımı verir de, vermem İspir'i
Ben firari ilan ederim bunu,
Canımı verir de, vermem İspir'i

Aşık FİRARİ

NOSTALJİ

Bugün hallerini bilmek istedim,
Hayalleri senle kurmak istedim,
Dayanamadım hasretine,Sormak istedim.
Oralarda hava nasıl mi canım?

Seni sevdikçe doymak istedim,
Hatıranı şimdi tatmak istedim,
Özledim sesini duymak istedim,
Sonbaharda duygular hazin mi canım?

Anılara dalıp kalmak istedim,
Resimlerin alıp bakmak istedim,
Siyah-beyazları asmak istedim,
Yağmur pencerene vuruyor mu canım?

Yazdığım şiirleri yırtmak istedim,
Sevdalı türküleri yakmak istedim,
Okuma, dinleme, üzülme istedim,
Seninde gözlerin ıslak mı canım?

 

Hüsnü Temel SALDUZ

 

(İspir Ziya Paşa İlköğretim Okulu Türkçe Öğrt. )



İSPİRİM

Ovasıyla, yaylasıyla, dağıyla
Şarıl şarıl akan tatlı sularıyla
Bostenıyla, bahçesiyle, bağıyla
Şirinmi şirinsin güzel İspir'im.

Bahar olur binlerce çiçek açar,
Çevresine nice güzel kokular saçar,
Yaylalarında meler koyun, kuzuları,
Ormanıyla, dağıyla güzel İspir'im.

Yedi göller vadisi, Yüksek Kaçkar dağları,
Her zirveden ses gelir, ötüşür keklikleri,
Aksu mahallesinin alabalığı çoktur,
Misafirperverdir güzel İspir'im.

Yüzonsekiz köyüyle bayramlaşır her an,
Yüksekçe kalesiyle seyranlaşır alan,
Güzeldir camileri, bize yadigar kalan,
Yakınından geçiyor Çoruh güzel İspir'im.

Anlatmakla bitmiyor, gezipde görmek gerek,
Çoruh vadisinde Raftingler etmek gerek,
Meşhur arı balının tadını bilmek gerek,
Özlemin baldan tatlı güzel İspir'im..

Muammer POLAT

 

http://www.ispirim.net/siirler.asp

 

Ağlasın


Bu fani Dünya’nın cefasını değil,
Sefasını sürüp de gülen ağlasın.
Bir kırık çöreğe ah çeken değil,
Türlü tevir(1) yiyip içen ağlasın.


İnsan olan elbet çekecek çile,
Ayık etmiş Mevla’m bülbülü güle,
Çıkıp doğru yoldan sapınca çöle,
Bayaban(2) eline düşen ağlasın.


Yalnızca sen değil, çok kimse hasta,
Ne malına güven ne de bir dosta,
Üzülmesin muhtaç olan bir posta,
Lahur şal(3), ibrişim saran ağlasın


İnsanlık yolundan yürü hey Erdem,
Vuslatı Mevla’dır(4) çare bu derden,
Evlad u ıyalim(5) tutmasın matem,
Kâfi seni seven yaran ağlasın.


(1) Çeşit çeşit, değişik değişik.
(2) Gayri resmi otorite.
(3)Pakistan’ın Lahor şehrinde yapılan kumaş.
(4)Mevla’yı sevenlerin O’na kavuşması.
(5)Karısı ve çocukları
 

Aşık İhsan Erdem,

 

(Pasinler ‘in Yukarı Söğütlü köyünde

yaşamış bir halk şairi (Ölümü 1998))

 

KÖYÜM OY

 

Gurbet elde akşam olur ağlarım,
Coşar ,taşar nehir olur çağlarım,
Nerede kaldı mor sümbüllü bağlarım,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

Hiç aklımdan çıkmaz yaylanın yolu,
Kurumuş çiçeği,solmuştur gülü,
Ne olacak bilmem, köyümün hali,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

Her taraf dikenli, sineme batar,
Nice yiğitlerin kabrinde yatar,
Hasretin sineme bir hançer atar,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

İyi hatıralar geçmişte oldu,
Verintap, Karataş çok uzak kaldı,
Mevsim kurak geçti güllerin soldu,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

En derin yarayı bana sen verdin,
Çok sevdiğim canımı, elimden aldın,
Gönlümü kavurdun ömrümü çaldın,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

Yaylanda gezer, seyran ederdim,
Seni gördüğüm gün bayram ederdim,
Özellikle senin suyun özledim ,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

Ayrıldın ya sanki, ömrüm azaldı,
Hazan oldu dağlar bağım bozuldu ,
Genç yiğitler öldü destan yazıldı,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

Özlemişim senin temiz havanı,
Kireç kokan taş duvarlı odanı,
Tezeklerle ısıtan sıcak sobanı,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.

Cevdet de yetişti gurbete çıktı,
Gurbetten usandı canından bıktı,
Deprem oldu taş duvarın yıkıldı,
Uzaklardan özlediğim köyüm oy oy.
 

CEVDET VURAL (ŞENKAYA/EVBAKAN KÖYÜ)

 

CANIM GÜLVEREN

Suların soğuktur tertemiz havan
Sende yaşadıkça yemedim yavan
Peynir bulamazsam hazırdı soğan
Aç kalmadım sende güzel GÜLVEREN

İlkbahar gelince açar güllerin
Sabah erken eser seher yellerin
Karanlık gecede hep yıldızların
Akar gider canım güzel GÜLVEREN

Babamı anamı emanet ettim
Sende bırakıp ta Askere gittim
Sanma ki onları Külli terk ettim
Seni çok özledim güzel GÜLVEREN

Belki bir gün nasip olur dönerim
Güzel günlerimi tekrar anarsam
Anamı babamı tekrar görürsem
Sevinç kaplar beni güzel GÜLVEREN

Biraz Ova biraz dere biraz dağ
Ne olursa olsun hepsi bana bağ
Aklıma gelince şimdi tere yağ
Hüzün kaplar beni güzel GÜLVEREN

Acıyla buruştu bak yine yüzüm
Ağlaya ağlaya kapandı gözüm
Ağaçlar dökünce yaprağın güzün
Keder kaplar beni güzel GÜLVEREN

Ne ararsam bil ki hepsi sende var
Kış olunca kaplar her tarafı kar
Kalınca uzakta ela gözlü yar
Hüzün kaplar beni güzel GÜLVEREN

Bir taraf mezarlık bir taraf meşe
Kötü söz etmedim etmemde haşa
Upuzun ayrılık gelince başa
Hüzün kaplar beni güzel GÜLVEREN

Fasulyesi çiçek açar yaz ile
Söylesin mısırı gelsin de dile
İrice patates kuylasam küle
Doya doya yesem turp'un GÜLVEREN

Ekşi ahlat derler onun adına
Doyum olmaz elmasının tadına
Tavada kızarmış tavuk buduna
Ekmeğimi sürüp yesem GÜLVEREN

Bostanında olur bol yerelması
Yeşil büyük soğanını yolması
Yoğurdunun yaylalardan gelmesi
Ne hoş olur yazın güzel GÜLVEREN

Ekmeğin açıktır Peynirin beyaz
Kış olunca çıkar sertçe bir ayaz
Odunuyla meşhur bizim Godboğaz
Ne hoş olur sende gezmek GÜLVEREN

Acısuyun Çağsor köyüne sınır
İkindi zamanı Ezan okunur
Tezgahında çul cecim i dokunur
Çulunu özledim senin GÜLVEREN

Çarğağa yasladın sağlam temelin
Yağmurlar yağınca geliyor selin
At üstünde daha güzeldir gelin
Düğünün özledim senin GÜLVEREN

Erdavut'ta Şehitlerin yatıyor
Ziyaret Şanına çok şan katıyor
Üçtaşların Bana cilve satıyor
Dıretin özledim senin GÜLVEREN

Soğmun'la muhalif büyük güneyin
Komşular susun da beni dinleyin
Yolları yokuştur bizim peneğin
Peğlerin özledim senin GÜLVEREN

Çağsoru, Şamkası at yolu ile
Söylesin dağları gel sinde dile
Soğmunu Bariği Zuvartı ile
Keveng'in özledim senin GÜLVEREN

Ah çeksem dayanmaz düz olur dağlar
Düşünce ateşi Yüreğim dağlar
Kardeşi beline kurdele bağlar
Gelinin özledim senin GÜLVEREN

Teker teker saysam bir ömür yetmez
Hayalimden hatıralar silinmez
Düştüm gurbet ele halim bilinmez
Resmini özledim senin GÜLVEREN

Senin için inim inim inlesin
Dursun Yolcuların beni dinlesin
Bir ah çeksin birde destan söylesin
Türkü nü özledim senin GÜLVEREN

Dertli söyler nimetinin adını
Unutamaz hiç birinin adını
Eksilir mi sarı çamın odunu
Yeşilin özledim senin GÜLVEREN

Altaş yazar kaleminin dilinden
Kimse tutmaz zavallının elinden
Kalınca uzakta taze gelinden
Acı boğar beni güzel GÜLVEREN

Ne söylesem ne dilesem ardı yok
Sanmayın Ayhan'ın şimdi derdi yok
Her şeyim var fakat şimdi köyüm yok
Dağların özledim senin GÜLVEREN

Ayhan ALTAŞ GÜLVEREN KÖYÜ


http://turhanakturk.sitemynet.com

 

    AKAN ÇEŞME

Mevla'nı seversen bir su ver bana
İçem doya doya lülenden çeşme
Ne olur ki boşuna akma bir yana
Öpem, kuçam sene, dilinden çeşme.

her dilber ağzını sürmüştür sana
Çokları mest ettin oldun bir ana
Ne hana benzersin, ne de sultana
Alsam da götürsem gülünnen çeşme.

Güzeller toplanır senin başında
Oturur dertleşir, beyaz taşına
Seyreder bakarsın, kalem kaşına
Zâr ağlar bekarlar, elinden çeşme.

herkesin ateşin söndüren sensin
Değirmen taşını, döndüren sensin
Yolcuyu atından indiren sensin
Giryan der, sarılsam belinden çeşme.

M. Kökler Giryani

 

(1917 Erzurum doğumlu.Orta Okul mezunu.)
 

===========

 

* Sitemizdeki eserlerin yayın hakkı ve sorumluluğu

şairlerin-yazarların kendisine aittir

 

=============

 

Bütün Hakları Saklıdır © 2006

Görüş ve önerileriniz için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz

 


Tarih:
İletişim | Konuk Defteri  | Konuk Admin